GEL KATIL BİZE :)

26 Eylül 2016 Pazartesi


Eylül ayı benim için yedek kıyafet torbası üretim ayı oluyor her yıl.  
Okulların açılmasıyla, annelerden en çok gelen istek bu yönde.  
Milyon  tane yedek torbası dikiyorum.
Bu defa sevgili Hobizum minnak mı minnak sevimli bir kedi baskısı yapmış.  


Öyle baktıkça mutlu eden bi şey bu.
Hemen aklıma Bernacım geldi. Ve onu için supriz bir bez Torba diktim.


Birde minik kaktüs koydum ki neşeli olsun. 
Bu çok amaçlı bir torba oldu. İçine ne isterse koysun.  İsterse hayallerini doldurup her gün bi tane çekip gerçeğe dönüştürün. 


Seviyorum arkadaşımı.  Yüreği kin öfke kıskançlık ve kötülükten etkilenmeden muhafaza edilmiş kaç kişi kaldı ki çevremizde.  İşte Berna da bu dünyada yaşamıyor gibi iyi niyet ülkesinden her sabah bizim okula ışınlanıyor bence.
Öğrenciler de çok şanslı. İşine renk katarak matematiği heyecanlı hale getiren farklı uygulamaları ile çocuklardaki değişimi hissedebiliyorum tenefüslerde. 
Hangi sınıfta bi hareketlilik, bi sıra düzeni varsa, anlıyoruz ki ders matematik.
Birde derse girerken koluna taktiği topkek poşeti var. 
Zor soruları bilenlerin hep bi hediyesi olur onun dersinde.
Ya bi çikolatalı gofret, ya bi topkek... 
Küçülüp  öğrencisi olasım var. 
Belki böyle bir öğretmenim olsaydı , matematik en ürkünç ders olarak kalmazdı hatrımda.
 İşte kedi seven, iyi niyet ülkesi mensubu Bernamızın
Çok amaçlı torbası onun yarın sabahki mutluluğu olsun demek istedim kısaca...
Heyyy hayat! 
Hep iyi insanlar çıkar karşımıza....




BİR PAZAR AKŞAMI ANATOMİSİ

Biz çalışan kadınlar boş bulduğumuz her anı değerlendirmekle yükümlü kılınmışız sanırım ezelden beri.
Bugünün işini yarına bırakma lüksümüz olmadığı için, arkamızda dolaşıp dağınıklığımızı toplayanımızda hafta da bir imdadımıza yetiştiği için, en küçük vakti bile değerlendirmeyi görev edinmiş bünyemiz.  


Mesela bir  pazar günü öyle keyifli sakin ve umarsız olamıyorum ben şahsen.
Sabahı ve öğleden sonramı eşime ve oğluma, hatta aile büyüklerimize ayırıyorum.
Hafta içi çalışınca ,eşimin ailesi de benim ailemde dört gözle bizi bekliyor, bizi dediğime bakmayın, torunu bekliyorlar aslında. 
Bizde bir kahvaltı sefasından sonra düşüyoruz yollara. 
Evin market ve pazar ihtiyacı, kırtasiye vs ihtiyaçları alınıyor.  Sonra anneanne de çay, babaannede kahve derken  akşam oluyor tabi.
Biz müsade isteyelim daha çocuk banyo yapacak deyip cikiyoruz akşam üzeri. 
 Sonra evde telaş başlıyor.  Alınanlar dolaba yerleşiyor, pazartesi gününün yemeği  ocağa konuyor, Asil paşa duşa gir diye sesleniyor annesi.




Ev der top ediliyor, pazartesinin giysileri ütüleniyor.  Bunlar kendiliğinden olmuyor tabi . Evin annesi olur kendileri Elif Hanım yapıyor. 
Hava durumu bir haftalık gözden geçiriliyor. 
5 iş günü için 5 ayrı kombin hazırlanıyor. 
(Yıllardır yapıyorum ve çok faydasını gördüm. ) 
Sabahın 6 sinda  kalk. Gözünü açamazken bişeyler atıştır, oğlunu uyandır, doyur. (Bu esnada eş uyuyor çünkü evden en son o çıkıyor. ) onu uyandırmamak için sessiz olmak gerek tabi.
Tüm bunları yaparken estetik ve uyumlu giyinmek ne mümkün? 
İşte bu yüzden her güne ayrı kombin hazırlayıp takıları ile ayakkabisi ile bir kenara ayırıyorum. -ki sabah tek askıda aradığım her şeyi bulabileyim. 



Birde yıllardır atlatamadığım İstiklal marşına geç kalma korkum var. Nasıl bir milliyetçi ruh var bende düşün artık.  Gece 5 kez uyanır ve panikle saate bakarim. Sabah olmak bilmez bana. 
Ve abartmadan söylüyorum hala istiklal marşında ürperirim ve ağlayasım gelir. 


Şikayet ediyorum sanmayın. Bir yandan ev hanımı bir yandan anne, bir yandan iş kadını, bir yandan kendi işinin patronu olmak ve aynı zamanda eş olmak kolay olmasa da , bu koşturmaca içinde her şeye zaman bulmaya gayret ediyorum.elbette bi tarafı tam yapayım derken diğer tarafı kaçırdığım oluyor. Ama hayat 4 4luk değil ki her zaman.
Yinede, sağlıklı olduğum için, sosyal bir çevrede bulunduğum için, halen saygın sayılabilecek bir mesleği icra edebildiğim için, sevdiğim bir işte çalışma şansı yakaladığım için, her sabah işe giderken eksilmeyen bir heyecan taşıdığım için çok mutluyum. Ve gerçekten şanslı hissediyorum kendimi.




Şimdi saat 01:00 ve hala yatmayıp sizlerle dertleşen bir pazar yorgunu var burada.
Bizi mutlu eden şeyleri yapmak , bazen uykudan fedakarlık etmeyi gerektirebilir. Çünkü sizinle sohbet çok güzel.  Düşünsenize benimle aynı telaşı yaşayan kaç kişi okuyor kimbilir bu satırları. Bizde de durum aynı Elif Hanim diyorsaniz uzat elini bi ÇAK yapalım.  Bak ne çok şeyin üstesinden gelebilecek kadar güçlüyüz biz. Kadın olmak çok meslekli olmak demek.. kadın olmak daha yataktan kalkmadan günü planlamak demek ..
Sonuçta kadın olmak güzel şey... birde tüm o yorgunlugu yok sayıp bi kahkaha atıp savunduk mu saçlarımızı,biz bile inanırız enerjimizin tavan olduğuna.  Yani kadın olmak SÜPER GÜÇLERE SAHİP OLMAK DEMEK....  HADİ UZAT ELİNİ Çaaaakkkk.... 

24 Eylül 2016 Cumartesi

NİLGÜN BODUR İLE HAYATINA SAĞLIK KAT


Bugün kent meydanı avm'nin davetlisi olarak, bursali bloggerlar , Nilgün Bodur ile hayatına sağlık kat söyleşisi öncesinde, Bursamızın enfes lezzeti Uludağ Kebapçısı Cemil Cemal Usta'da öğle yemeğinde buluştuk. 



Nilgün Hanım Bursa'ya ilk kez geldiğini ve yerinde ilk kez İskender kebap yediğini söyleyince, sevgili ustamız bize special İskender hazırlattı.
Tadına doyamadık. 
Bu  ev sahipliği ve misafirperverlik için kent meydanı avm yetkililerine ,Cemal Bey  Emel Hanım, Hakan Bey'e çok çok teşekkür ederiz.


Nilgün Hanım; hoş sohbet, mert, açık sözlü ve doğal biri gerçekten. Bizi yıllardır tanıyormuşuz hissi veren samimiyeti ile kendisine  hayran bıraktı. 
Bu sohbette ne öğrendiniz derseniz, sağlıklı beslenme tüyoları yanında, bazen de içimizden geldiği gibi yemeyi, kendimizi kısıtlamamayı  öğrendik.  Canımızın çok istediği bir şeyi yememek için direndigimizde yaşadığımız stresin ve mutsuzluğun da vücudumuza bi o kadar zararlı olduğunu öğrendik.  Birde kararında yemeyi tabiki...
Kinoa, kara buğday ve kepek unundan, çok olgunlaşmış muza kadar bir çok yeni beslenme fikri edindik.


Sohbet bir süre sonra soru cevap şeklini aldı ve aklımıza takılanları yanıtladı Nilgün Hanım. 


Kent meydanı sorumlu reklam ajansiçin yetkilisi Sevgili Ece Arar, misafirperverliği ile her zaman bize kendimizi özel hissettiren Emel Çelikkol Ayman,  ve yeni tanışmamıza rağmen uzun zamandır takip ettiğimiz sevgili Nilgün Bodur ile özlediğimiz blogger arkadaşlarımızla bir arada olmanın verdiği mutluluk şu anda enerjiye dönüştü. 


Hayat her ne kadar zamanla yarış halini alsa da, oradan oraya yetişme telaşı içinde yaşasak ta, hayatıma dönüp bakınca diyorum ki, iyi ki bu kadar yoğun ve güzel yaşıyorsun her anını. Sayısını bilmediğimiz günlerle sınırlı ömrümüze, ne kadar çok iyi şey sığdırırsak o kadar karlıyız.  Bugün gibi, yarın gibi....
Her günün sonunda da dediğim gibi şükredecek ne çok şeyim var ...
Anılarıma hoş geldin mutlu gün....

17 Haziran 2016 Cuma

BURSA'NIN BİR ŞEHİR KULÜBÜ VAR ARTIK... BOOD EAT.

Yıllar önce blog yazmaya başladığımda , amacım sadece içimi dökmek, duygu ve düşüncelerimi kayıt altına almaktı. 
Bazen moda, bazen gezi, bazen farklı lezzetler üzerine, çoğunlukla enerji ve duygular üzerine yazdım. 
Dönüşler yorumlar, oradaki etkileşim gün geçtikçe artmaya başladı. Ve birbirimizi tanımadan, hayatlarımız birbirine dokundu  kelimeler sayesinde . 
Son yıllarda ise bloggerların yazdıkları postlar, tüm reklamlar arasında en kalıcı , en etkili yöntem haline geldi. Çünkü tecrübe etmiş kişilerin duygularıydı yaşanlanalar.
Bu yıllar suresince biz blog yazarlarını ağırlayan, misafir eden bir çok firma oldu. 
Ancak içlerinden bazıları bu işi çok profesyonelce yaptılar. 
Bursa Podyumpark bünyesinde açılan şehir kulübü BOOD EAT dün akşam harika bir organizasyon ile Bursalı Blog yazarlarını iftar daveti ile ağırladı. 


İçeriye girdiğimizde, bizleri karşılayan Ebru, Güneş, Nükhet hanımlar, içtenlik, samimiyet ve zerafetleriyle bizi masamıza yönlendirdiler. 
Dekorasyonu, düzeni, ışığı ve genel atmosferi ile Bursa'nın en şık mekanını oluşturmuşlar. Her detay üzerinde ince ince düşünülmüş belli ki. 

Çalışan personelin kalitesi, hitabı, iş disiplini , bir çok işletmede görmediğimiz ölçüde başarılıydı. Kaldı ki hizmet sektöründe kalifiye personel bulmak oldukça güçtür. Bu açıdan da takdir görecek bir mekan BOOD... 

Lezzetlere gelince; doyurucu ve zengin bir mönüye sahip. Denediğimiz her yemek kendine has bir tecrübe ile yapılmış belli ki. (O etler Nasıl öyle şokum gibi pişiyor ah bi öğrenebilsem) 


 Canlı müzik gece boyunca hoş bir tını ile bize eşlik etti. 
Yetkili isimlerin ve tanıtım ajansının açıklamalarını dinlerken, Nasıl bir mükemmellik peşinde olduklarını çok daha iyi hissedebildik. 
Her yeni gün, yeni bir hizmeti daha bünyelerine katmak için beyin fırtınası ve enerji ortaklığı içinde çalıştıklarına samimiyetle şahit oldum. 


Ödediğimiz bütçelere değecek hizmeti almayı bekliyoruz haklı olarak. Ama çoğu kez, bunu layıkıyla alabildiğimizi göremiyoruz. Ama dün akşam ki genel tablo bizden her konuda tam not aldı. Lezzete keyif ve kalite katan bir işletme olduğu fikrini oluşturdu. 


Hani Nezih kelimesi var ya; işte o kelime BOOD için tam manasıyla geçerli. 

Masalarımızda yerimizi aldığımızda kendi isimlerimizin ve bloglarımızın isimlerinin yer aldığı kartlar dahi incelikle düşünülüp uygulanmış. 
Eminim tüm blog yazarı arkadaşlarım da, benim kadar Mutlu olmuştur bu hoş detaydan. 

Gecenin finalinde, hep birlikte bir BOOD anımız olsun istedik. 
Zarif hediyelerimizle , oradan ayrılırken hepimizin yüzünde tebessüm vardı. 

Açık terasında bir kahve bile insanı Mutlu edecek nitelikte olan BOOD, tercih edip gittiğinizde keyifle ayrılacağınızı garanti eden bir yer olmuş. 
Tüm içtenliğimle söyleyebilirim ki, Bursa için büyük bir ihtiyaca yanıt, bizler için kazanç olmuş. 
İlk fırsatta gidip aynı duyguları yaşamanız için sizlere şiddetle ve güvenle öneriyorum. BOOD EAT 10 numara 5 yıldız. 
Yaşamak , daha iyi yaşamak için , Zaman'la yarışarak çalıştığımız bu dünyada, kendimize keyifli molalar vermek, "oh be dünya varmış " demek istiyoruz. 
Çünkü bu molalarda aldığımız enerji, keyif ve ruhsal dinlenme, o tempoya geri dönmek için bizleri yeniliyor ve besliyor. 
Şahsen benim için hayat böyle. 
Çalışmayı seviyorum, çünkü dünyaya gelmiş olmayı, hayatı, bizlere bahşedilmiş bir mucize olarak görüyorum. İşte tamda bu yüzden her anını güzelleştirecek şekilde yaşamak istiyorum. 
Hayat  kendini sevince   ve hakettiğin değeri kendine verince güzel . 
Unutmayın! Sizden bi tane daha yok. 
Hayat kısa, kuşlar uçuyor... 







23 Mayıs 2016 Pazartesi

HAYAT NEYDİ?

Yorgundu.
Uykusunu alamadan uyanmış , apar topar işe yetişmişti. Acıkmıştı ve tek alternatifi simit ve çaydı. Oysa şöyle yumurtalı, peynirli, domatesli ve tabi kızarmış ekmekli bir kahvaltı hayal ediyordu. Kuru gelen simidin son lokmalarını yutmakta zorlandı.çay imdadına yetişti ve kaydı gitti sert simit.
Çoğu sabah aynı hayale rağmen simit çaya talim ediyordu.
Gün yoğun geçecekti. Yapılacak işler sıralı şekili bekliyordu. Bugün , günler öncesinden planlanmış bir pazartesiydi. Trafikte geçecek saatler, yetişilmedi gereken toplantılar, ziyaret ve teşekkürler vardı.
Oysa ki planlanmamış günlere ihtiyaç duyuyordu. Mesela toplamadığı yatağına geri dönüp bi öğle uykusu ne iyi olurdu. Her sabah aynı fikirle evden çıkıyor, söa gün içinde Afyon'u patlıyor, akşam yorgun düşüyordu.
Kendini söylenip dururken buldu.
"Bu yemek yemeyi kim icat etti, bi öğün tamam da üç öğün ne oluyor" diyordu.
Tam tekmil bir ev hanımı ve mutfağının hakimi olmayı o da isterdi tabiki. Ama zamanı yoktu yada eve yorgun dönüyordu..
Enerjisinin tükenmiş olması onu kızdırıyordu. Bazen bir tek bardağı yıkayacak gücü kalmıyordu kollarında. Hatta bazen çaydanlığın alt kısmını kaldırmakta zorlanıyordu kolu. Mesleki deformasyon deyip, son kuvveti ile dolduruyordu çayları .
Ne tam anlamıyla ev kadını olabiliyordu , ne iş kadını. Birine ağırlık verse, diğerine yetişemiyordu.
Bazen kızıp kendi kendine, amaaan ölcez yaw, ne bu telaşe diyordu.
İçinde coşkusu bitmeyen bi şevk, tatlı bi hırs ve listesi kabarık yapılacaklar listesi vardı. Ama isteklerine yetemiyordu bünyesindeki güç. Ha gayret diye diye her günü geceye devretmeyi başarıyordu şimdilik.
Ama içi pır pır , ne yorgunluk dinliyordu ne sınır.
Bugün dedi  ki; aynı anda iki yerde birden oluversek ne var? Üç demiyorum bak , iki yerde olsak yeter.
Arkadaşları güldü.
Oysaki gayet içtenlikle talep etmişti bunu.
Yaşam bir armağandı ve ne sığdırırsan yanına kardı.
Sızlanmaya vakit yoktu . Mümkün mertebe yaşamalıydı izler bırakarak .
İçinden geçeni yapmalıydı insan. Yaş geçmeden, istek bitmeden ...
Biraz deli, biraz pervasız, hatta bazen ayarsız..
Gönlünden Nasıl geçiyorsa öyle.
Dert olmadığını idrak etmeliydi şu ölümlü dünyada. Sonu belliydi daha doğarken. Doğum ile ölüm arasına kaç kahkaha sığar test etmeliydi her daim.
Bi güne daha uyanınca sevinmeli , hediye telakki etmeliydi.
Amaaannn boşveeer ci olmalıydı .
Her hücresi titremeliydi mutluluktan, bedeninde hiç duyulmamış şarkılar çalmalıydı sadece kendinin duyduğu.
Keyfini kaçıranlara sırtını dönüverip, Mutlu olduklarıyla el sıkışmalıydı .
Şükredecek her şeyi alıp karşısına , aynada bakıp kendine, ne kadar şanslı olduğunu yinelemeliydi.
Hayat işte...
Donuverecekti bi gün. Yorulmaya Zaman yok dedi. Duşunu aldı, üzerine rahat bişeyler giydi, kokusunu süründü. Okuldan gelen oğlunu ve işten gelen eşini karşıladı tebessümle ve çok keyifli bir gün geçirmiş gibi.
Yorgunlukta neydi. Dinlenirsin geçer dedi.
Önemli olan neydi ?
Sağlıkla alınan nefesti,
Evladın gözündeki güneşti....
İyiyim dedi. Şükretti.
Bi domates rendeledi, kırdı iki yumurta, bi de çay demledi...
İşte hayat bu kadar basitti....
Yorgunlukta neydi?

9 Mayıs 2016 Pazartesi

İNSAN OL , ALNINDAN ÖPEYİM SENİ

Şu insanların işi zor gerçekten. 
Salt kimlikler kimselere yetmiyor. 
Filancanın arkadaşı olmak, filanca mağazadan giyinmek, bilmem ne otelinde tatil yapmak, 3-5 karat yüzük takmak, filancalarla tanışırız, bilmem kimlerle yemekteyiz, ay şunlar bizim çok samimi arkadaşlar, zaten şu kuaföre gidiyorum, ay senede iki yurt içi iki yurt dışı birde kar ve kayak tatili yapmazsam kendime gelemiyorum halleri.. 
İçin ne için? 
Mutlu musun bi sor kendine ? 
Huzurlu mu , ferah mı yüreğin? 
Öyle sakin ve içten, samimi olabiliyor musun sen? 
Gözleri başka, dilleri başka konuşanlar...
Bilmem kimin karısı olarak prim yapmak bürütüyor mu egonu? Senin sıfatın, özelliğin kimliğin yok mu? 
Sıyrıldığında tüm o etiket sandığın şeylerden , geriye kalan sen çok mu küçük, çok mu aciz? 
Bu koca koca etiketleri sıkıştırıyorsun her iki lafın arasına? 
Sen olarak çıksan meydana sevmezler mi seni? 
Sen sen evet sen  
Yüreğin, değerlerin , sevgin ve kalbinle sen . 
Ayağı yakın olsan, çuval giysen üzerine, bisikletle gelsen her yere, sokaktaki çocukla arkadaş olsan, kapı önündeki simitçiden simit yesen , kolunda plastik bi saat olsa, tüm arkadaşların sıradan olsa, çok mu eksilirsin? 
İşte o kadar çok sıkıldım ki bu tür insanlardan. Sahte bir çarkın içinde dönüp duran ama yol katedemeyen sahte insanlardan.  
Mış gibi , Muş gibi yaşayanlardan. 
Aslında tek ihtiyacı sevgi olan her insan, eksik yerlerini madde ile tamamlamaya çalışıyor. 
Olmuyor ki olmuyor. 
Duyguyu madde ile sıvayamazsın. 
Poz, rol , sahte gülüşler yapma. 
Sen ol yeter ya. 
İçten ol, düşündüğün yada hissettiğin gibi davran. 
Sev, sevme, iste yada isteme. 
Sen önemlisin , adının yanına koyduğun eklentiler değil. 
Bazen ağla, bazen yardım iste, bazen çıldırasıya bağır. Ama sen ol. Karşındakine bişeyler ispatlamaya, kanıtlamaya, statü belirtmeye çalışma. Yüreğin kaç karat ? Onu göster bana.
İnsan ol, aç yüreğini, alnından öpeyim seni. 

7 Mayıs 2016 Cumartesi

ÇİÇEKLİ PASPAS VE KAPI SÜSLERİ , ANNELER İÇİN.

Ne iyi oldu şu atölyeye taşınma fikri. 
Evde bölünüyordum çalışırken. 
Şimdi sadece üretime konsantre olabildiğim bi dünyam var. 

Yemyeşil bir bahçeye bakarak çalışıyorum. 
Motivasyon ve enerji kaynağı doğa ile içiçeyim. 
Can'ım isterse açıp, istemezse kapatıp geldiğim bir hobi odası orası. 

Ürettikçe çoğalıyor yeni fikirler. Bir de yaptığım işe aşığım sanırım. Öyle büyük bir heyecan ve şevkle çalışıyorum ki, her ürünün kendine özgü duygusu ve enerjisi  var bana sorarsanız. 
Fabrikasyon değil hiç biri, el göz koordineli çalışırken , duygular ve ilham onlara eşlik ediyor işte. Değişik bişey bu, bazen hiç bişey gelmiyor içinizden , bazen bi bakmışsınız acıkmadan susamadan saatlerce full konsantre çalışabiliyorsunuz . Daha daha daha da ilham var içinizde . 

Üretmenin mutlulukla ilgisi var. Ve mutluluğunda üretmekle ve istekle ilgisi var. Yani eğer mutluysanız ilham perileri gelip konuveriyor o umzunuza . Ve ürettikleri ortaya çıkan ürünlerden besleniyor mutluluğunuz. Artıyor çoğalıyor. 

Bazen de dipte oluyor, eksilere düşüyor enerjiniz . Öylezamanlarda bi tık zırlarsanız kendinizi çok değişik işker çıkıyor ortaya. Kendi tarzınızı aşmış, farklı işler oluşuyor . Ama o moda sokmak için kendinizi biraz çaba gerekiyor . 

Yalnızlık iyi geliyor. Uyarıcı her tepkiden uzak olunca , aklınızda belirenleri uygulamak daha kolay. Ama bi sohbet ortamında, yada bi gürültü, yada enerjiyi aşağıya çeken birinin yanınızda olması performansı düşürüyor . 
İşte o yüzden ilham gerektiren sanatsal işler , fabrikasyon ürünlerden ayrılıyor. 
Bizim gibi insanlar tüm kaygılardan uzak, sadece Mutlu olduğu için bu tür işleri yapan, butik üretim yapanlar enerjileri, emekleri, ilham perileri, motivasyon ve istekleri , dingin müzikleri ve hayalleri ile il ortağıdır.
Biri o gün işe gelmediyse , tuzu eksik yemek gibi olur herşey. 
Hepsini bir arada barındırmak için, bazen yalnızlığa, bazen sessizliğe, bazen düşünmeye, bazen desteğe ihtiyaç duyarlar. 
Değişik bir ruh hali ile yaşadığımız aşikar. 
Birde geceler bizim için en verimli saatlerdir. Çünkü herşey terini sessizliğe ve uykuya teslim etmişken , hayaller çıkar gün yüzüne. Ve sizi yataktan kaldırıp üretmeye sevk ederler.

Bu İşler sevilmeden yapılacak İşler değil. Çalıştığın maddeyi nesneyi seveceksin.
İnsanları Mutlu etmeyi seveceksin . 
Kendini dinlemeyi seveceksin. Ve biraz çılgın olmayı seveceksin. İşte o zaman tavan yapıyor ortaya çıkan ürünler.   

Gözlerim, ellerim, hayallerim, zevkim, duygularım ve ilham perilerim sizin için çalışmaktan çok mutluyuz. 
El emeğine verdiğiniz değer , geri dönüşleriniz, paketleri açtığınızda yaşadığınız mutluluk , bize gönderdiğiniz fotoğraflar, hepsi o kadar besleyici ki, işte oradan güçleniyor ve devamlılığı sağlıyoruz. 
Duyduğunuz güven, saygı ve ilgi için teşekkür ederim. 
Beni hep bi basamak daha yukarıya taşıyan sizlerden aldığım güç. 
Birbirimize iyi geldiğimizi bilmek çok güzel. 
Hep birlikte daha güzel işlere imza atacağımıza adım gibi eminim. 
Anneler gününüz kutlu olsun. 
Sevgiyle.... 






28 Nisan 2016 Perşembe

Scullentlere anlattım hayallerimi

 Yaş aldıkça sadeleşiyor mu insan ?
Yada Mutlu olduğu şeyler mi değişiyor acaba? 
Küçük şeylerden mutlu olanlar kulubüne kendimi bildim bileli üyeyim de, artık daha da küçük şeylerden mutlu oluyorum sanki. 

Geçenlerde gittiğim bir kermesten bu şirin kolyeyi aldım. Amanın bi mutluyum ki şu kolye yüzünden. 
Avucumun içinde hep. 
Bahar gibi.. 



Son dönemde bir succulentsevdası var herkeslerde. Bende dahil. 
Evde balkonda bi sürü türünü yetiştiriyorum. Her gün bakıyorum beybi scullent çıkan minik yavrularına. 
Sevdiğimi biliyorlar sanırım. Pıspırıl oldu yaprakları . Plastik gibi parlıyorlar. ( maşallah diyoruz hepbirlikte)
 

Artık doğum günleri ve nikahların hediyelikleri oldular. 
Gümüş saksılar içinde ne kadar da şık değil mi ?
Bence hoş ve sevindirici bi tercih olur ki. 


Tüm balkonu sera yapıp içini çiçeklerle doldurasım var. 

Bide renklerle Mutlu oluyorum . O

Minik cupcake  Kurabiye renk renk drajeler öyle sadece fanuslarda bile dursa bakarken seviniyorum.  


Daha sakin, daha doğal, daha yalın, telefonun daha az çaldığı, sessizliğin hakim olduğu,zamanla yarışın olmadığı  
Koşturmacalardan uzak , kendi kendine yetebilen biri olarak hayatını sürdürmek , 
Biraz yeşil, biraz mavi, bol hobi, yazın dikiş, seyahat, kışın örgü , şömine sıcaklığı. 
Eşin elinden bi mangal sefası...
Biraz akşam yürüyüşü ıhlamur kokusu altında. 
Hırs ve aşırılıklardan , birde sahte insanlardan uzak. Ama çok uzak ... 
Yüreğini ısıyan ne varsa onlarla kurduğun steril bir hayat . 
Gereksiz herşeyden arınmış olarak...








13 Nisan 2016 Çarşamba

GÜCÜN KAYNAĞINA İNERSEK !!!


Atölyede harika bir gün geçirdik dün. 
Bir yılı aşkın bir süre her hafta bir araya geldiğimiz eski dostlarımı bu kez atölyemde ağırlama şansı buldum. 
Birbirimize iyi geldiğimizi bi kez daha anladık. Çok verimli be keyifli geçti günümüz . Yaklaşık 6 saat birlikte çalıştık ve ara vermeden ürettik. 
Öyle güzel bir sinerji vardı ki atölyede. Vakit olsa sabaha kadar da sürerdi çalışma isteğimiz . Özlemişiz birbirimizi. 

Birde ortaya çıkan ürünler öyle hoş oldu ki. Bunun siparişin sahibi ile çok ilgisi olduğunu deneyerek öğrendim. 
Bazı siparişler bi çırpıda bitiverirken , bazıları sürünüyor günlerce. 
İlham gelmiyor, malzeme eksik çıkıyor, üretme hevesi olmuyor, erteliyorsun sürekli. Bu o kişinin enerjisi ile çok alakalı .
Ama sıkboğaz etmeyen , size bırakıyorum diyen , ve emeğinize değer verip saygı gösteren insanlarda işler tamamen rast gidiyor. 
İşte dün de aynen böyle su gibi geçti Zaman. Herkes Mutlu döndü evine. 

Bende de sanırım boş duramamaktan hastalığı oluşmuş. Şöyle hiç bi işle ilgilenmeden 2.80 uzanıp salamıyorum kendimi. 
Hep yapacak bi işim varmış ta , yapmayı unutmuşum gibi hissediyorum. Boş durmak Zaman kaybı gibi geliyor . 
Ama beden tabiki istirahat istiyor. 
Bu yıl biraz daha yoruluyorum eskiye nazaran.
Sanırım yaşın 40 a bir iki tık kalmasıyla orantılı bu durum. 

Eskiden avm yada giysi pazarı , yada çarşı turu isterdim haftada bi kez en az. Şimdi avm elektriği, pazar kalabalığı , yol ve trafik gerginliği istemiyor bünyem.


Doğaya, sessiz sedasız be yalnız vakit geçirmeye ihtiyaç duyuyorum. Öyle yemyeşil çimense karşı tek başına 4-5 saat hayal kurabilirim mesela. Böyle dinleniyorum sanırım. 
Yükses ses, gergin ortam, gereksiz sohbet, mış gibi yapan insanlar, imalı cümleler, kaprisli insanlar, yığın trafik. Aniden yükselen bir müzik, sitemkar konuşmalar, bi yere yetişme stresi. zamanla yarış, kuaförde beklenen zaman,
Bir şeyi iki üç kez tekrarlamamı gerektiren davranışlar... Bunlar tahammül sınırlarımı zorluyor artık. 
Hepsine arkamı dönüverip, kulak tıkayıp, şarkı söyleyesim var. 

Birde Mutlu olduğum zamanlar var ki, 
Evde tüm işimi bitirip sakin ve sessiz örgü örmek, akşam eşim ve oğlumu çaktırmadan izlemek , onlar için değişik yemekler tatlılar yapmak, atölyemde hafif bir müzik eşliğinde tasarlamak, planlamak ve uygulamak , öğrencilerle aynı frekansta buluştuğumuzda yaptığımız sohbetler,
Annemlerde gidip çocuk olduğumu hatırlamak, eşimin dizinde uyuyakalmak,keçe dersleri vermek, eski fotoğraflara bakmak, gelecekte yaşamak istediğim yeri zihnimde canlandırmak, döşemek, bahçesinde geçireceğim vakti düşlemek , Velilerim ile yaptığım kurstaki sohbet ve üretmelerinin mutluluğunu izlemek, renklerle uğraşmak, battaniye örmek, uykum gelmeden yatağa yatıp , hayal dünyama Zaman ayırmak, ve hiç vazgeçmediğim şey yazmak... 


Başkalarını Mutlu etmenin ne büyük bi haz olduğunu herkesin tatmasını isterdim. 
O zaman dünya , birbirini öldürmek için savaşanlardan ziyade, birbirini mutluvetmek için yarışanlar ile dolu olurdu belki . O çok güzel bir haz. 

Büyüyorum hala, bazı şeyler değişiyor , beklentim, isteklerim,,hayallerim değişiyor , sadeleşiyor, arınıyor. 
İçimdeki kötü ve negatif tüm duygulardan arınabilmek, su gibi saydam bakabilmek, kızgınlık, kin, öfke , üzüntü gibi olumsuzları kendimden milyon yıl uzağa taşımak istiyorum. Şeffaf , Ilık, sakin bi hayat benim beklentim. 
Hedeflerim değişyor, ana yoldan patikalara geçmek istiyor ayaklarım. 
İçimdeki dünya yetiyor bana. 
Deli bi yer var derinde. Uçuk kaçık biri oluyorum orada. Kimlik ve rollerimin olmadığı benin merkezi orası. 
Günlerce aylarca yazabilirim orasını.
Bitecek gibi değil. 
Hani milyon tane dilek Fener'ini gökyüzüne salarsınız ya , ışık ışık dolar taşar gökyüzü. Öyle işte... Kelebekler vadisi gibi bir yer, ve ışık ışık bir gök. Arasında ben. 
Gözlerimi kapamak kadar yakın. 
Anlayabiliyor musunuz? Yada anlatabiliyor muyum bilmiyorum ki.
Değişik işte. Ayrıntısı çok, rengi çok, coşkusu tavan, duygusu tarifsiz bişey bu. 
Hep aşık yaşamak gibi, her daim dizlerin titriyor gibi, her an uçuverecekmiş gibi. 
Bu enerjiyi, bu güneş yutmuş hallerimi araştırdım. 
Hipnozu denedim, doktora gittim hormon testi yaptırdım acaba fizyolojik olarak aşırı MUTLUKUK hormonu mu üretiyor bünyem diye.
Anormallik yok .
Neredeyse kendimi bildim bileli böyleyim. 
Şikayetçi miyim? 
Tabiki hayır., sadece kökenini merak ediyorum.
Az çok buldum ipin ucunu.. Takipteyim, bakalım ucu nereye varacak? 
İçimdeki yolculuğum , şimdiye kadar gördüğüm tüm manzaralardan daha güzel şeyleri seriyor gözlerimin önüne
Şanslı hissediyorum kendimi . 
Ve durmaksızın şükrediyorum. Yaşadığım ve hissettiğim her şey için. Tüm kelimelerimin kaynağı için. 
Yine duygu olarak yoğun bir günün sonunda bunlar döküldü kalemimden. Seviyorum sizi. Öperim göz kapaklarınızdan. 






SEN NASIL İSTERSEN !!!


Sen Nasıl istersen öyle şekilleniyor hayat. 
Sen Nasıl görmek istersen öyle yansıyor gözlerine.
Ne istediğine karar vermekle başlıyor değişim. 

Öyle lafla değil, dilinin ucundan değil gönlünün içinden isteyeceksin. 
İnanacaksın bi kere. 
Tek şüphe zerresi olmadan inanacaksın. 


Arada bi konuşacaksın arada elçi olmadan, direk, karşındaymış gibi söyleyeceksin içinden geçenleri Allah'a . 

Bi de içini tertemiz, gönlünü ferah tutmayı , ve o yalın duyguları korumayı kirletmemeyi öğreneceksin. 
Niyeti bozmayacaksın yani hiç. 

Tam teslim , tam tevekkül ile. Diyeceksin ki , rabbim !!! Senden gelene razıyım. 
İyi yazılar yazmış ol. ! 
Sonuçta bi canım var emanet. 
Yüzbin taklaya ne hacet? 
Verilen ömrü, sayılı nefesi boşa harcamayacaksın. 
Yolunu iyiden yana seçip, o nefsi terbiye edeceksin. 
Sınavlarla dolu ömrünü , isyanlarla dolu bir harabeye çevirmeyeceksin .
Yolculuğun içine doğru olacak. Benliğine, vicdanına, niyetine.... 
O sana en doğru yolu gösterecek.