GEL KATIL BİZE :)

22 Ocak 2015 Perşembe

KAPILAR ÖNÜNDE

Kapıları, özellikle işçilik ve sanat olan kapıları seviyorum.
Kimbilir kimler gelip geçti bu eşiklerden, kimler tıklattı tokmağını..

Ne hikayeleri vardır iyi kötü ...
Hangi duygulara tanıklık etti, hangi sesleri sakladı ardında.
Kapını kapatınca içeride yaşananlara da tanık, dışarıda yaşananlara da..

Kapılar, her biri başka bir hikayeye açılan, ve gidenlerin arkasından kapanan kapılar..

Milyonlarca ziyaretçinin geçtiği kapılar da var bunun gibi. Bir çok ırk, bir çok ülke insanı, bir çok değer uğramış bu kapıya.

Eskiden zenginlik belirtisiymiş kapılar, kapılardaki tokmaklar, kenarlarındaki heykeller. 
Ne kadar varlıklı olduğu kapılarından anlaşılırmış ev sahibinin.
Ve rengarenk , şipşirin kapılar..
Öyle neşeli, mutlu.
Bu kapı mutlu değil mi şimdi?
Sıcacık bir atmosfere davet etmiyor mu?

Ve bu kapı işçiliği ile hayranlık hissi yaratmıyor mu? 

Bazı kapıların misafiri, bazı kapıların müdavimi olursun. Bu tamamen içindekiler ile ilgili....

Ve bu kapı sanırım eğlencenin tavan yapacağı garantisi veren bir kapı...
Yeniliklere, mutlu haberlere, gülen yüzlere açılan ferah kapılarınız olsun.
Kapandığını düşündüğünüz her kapının ardından daha güzeli açılsın.
İçinde huzurla yaşadığınız, ısındığınız, doyduğunuz, sevdiklerinizle dolu eviniz, ve koşa koşa gittiğiniz bir kapınız olsun..
Mutlulukla kalın.








21 Ocak 2015 Çarşamba

AH ŞU DİRENÇ MESELESİ


Son bir kaç gündür yine halsiz düştü bedenim.
Bir yanda şiddetli baş ağrısı, diğer yanda bademciklerimdeki yanma hissi, üşüme derken ateşim yükseldi. Sabah kalktığımda uçuklarımı kondurmuş dudağıma hain mikrop.

Vitamini bol, enerji veren, ılık ılık içimi ısıtan ne varsa yedim içtim. Yatıp kalmak istemiyorum çünkü.


Motifler örüp, biraz battaniye altında dinlendim geceleri.

Sabahları çok erken evden çıksam da bişeyler yemeye çalıştım.
Sıcacık yataktan , sabahın soğuna çıkmak hiç güzel bişey değil inanın o saatte. 

Kahvaltıdan sonra bir imunex içip gün boyu yetecek enerjiyi bünyemde hissetmeye çalışıyorum.

Sevgili smilena ördüğü tutacak ile bana ilk örgüyü öğrendiğim zamanları hatırlattı. Pirinç örgü.
Bi ters bi düz , sonra tersin üzerine düz, düzün üzerine ters... Elbezi ördürürdü annem. 
Sucak su torbası fikri de arkadan gelince smilenadan, bende böyle bir fikir oluştu.


İki gecede ördüm giydirdim...
Pek sevdim bu halini.
İki üç gecedir su torbası ile yatıp kalkıyorum. Ama bugün biraz daha iyiyim. 

18 ocak eşimin kız kardeşinin doğum günüydü. Bu harika pastayı bursamızın en tatlı pasta ve kurabiyecisi KURABİYEDEN DÜŞLER Ayşe Aktaş yaptı.
Herkes çok mutlu oldu pastayı görünce.kesmeye kıyamadık. Ama enfesti.
Herşey başkaları  ile paylaşınca güzel. 
Mutlu ettikçe mutlu oluyor insan. 
Bu gün verimli bir kurs geçirdik. Herkes çok sevinçli ayrıldı.
Biten her ürün onları çok mutlu ediyor. Dolayısı ile benide öyle.
Keyifsiz olsam da kursumuzu yaptık. Şimdi 15 günlük bir molamız var. 
Şubatta yeniden başlıyoruz üretmeye.. 
Kendimizden geçiyoruz bazen saati bile unutuyoruz. Ve bu durumdan çok mutluyuz.
Cumaya ne kaldı şunun şurasında. Daha çok hayallerimle başbaşa kalacağım için mutluyum. 
Sağlıcakla kalın öperimmm...















19 Ocak 2015 Pazartesi

BİLMEDEN ÖĞRENMİŞİM MEĞER...

Zamanında annemi çok gözlemlemişim sanırım.şimdi tığı tutarken, kumaş katlarken, teğel yaparken, örgü şişini kolumun altına kıstırırken hep annemin ellerini seyrediyormuşum gibi hissediyorum.
Küçücükken kırmızı saplı bir tığ ile sökülmüş kazakların iplerini verirdi bana.al ör bakalım diyerek.
Bir tek zincir çekmeyi bildiğimden, metrelerce zincir örerdim.
Sonra şiş verdi elime. O ilk ilmek atmak ve ilk sırayı örmek olmasa ,örgü örmek kolay gibi geliyordu gözüme.ilk sırayı örerken ilmekler uzardı.yaka yada koltuk altı oymak zaten hayaldi.bildiğin matematik işlemi gibiydi ortala , böl, kes, çıkar.....

Zaman ilerledikçe tığ işine, örgüye, hatta bi ara iğne oyasına bile merak saldım. Hepsini dönem dönem denedim,her yaz bir seccade yada buzdolabı örtüsü işletirdi annem.canım sıkılıyor dememe fırsat vermeden alır verirdi elime işlenecek kumaşı.

Kumsşların isimlerini, özelliklerini, hangi kumaş yıkanınca çeker, hsngisi çabuk tülerir hep ondan öğrendim. 
Kontrast renkleride, uyumlu renkleride annem öğretti.

Brezilya nakışından, kurdele nakışına, ahşap boyamadan takıya, deri işlerinden seramiğe, ağaç işlerine, kıl testere ile oyma işlerine bile el attım.
Şimdi anlıyorum ki depresyondan uzak, mutlu ve neşeli olmam için en büyük temelleri atmış o zaman annem.
Çok şey öğrenmişim farkında olmadan.
Kabiliyetli ve çok yönlü annelerin kızlarıyız biz.tutumlu ve becerikli annelerimizin ellerinden öperim. Bana kattığın her şey için teşekkür ederim anne...



17 Ocak 2015 Cumartesi

NOTRE DAME

Hazırlayıp yayınlamayı unuttuğum postlardan biri gelsin bu gün...

Paris gezimizde en çok atmosferinden etkilendiğim yer notre dame oldu.
Bulmakta hiç zorlanmadık. Parisin ulaşım şekli çok kolay. Bir günde anlıyorsunuz. Çabucak çözüp kolaylıkla istediğiniz noktaya ulaşıyorsunuz. 

Her metroda kocaman dev haritalar var. Ve çok yardımcı oluyor.



İlk görüşte etkisi altına alıyor mimarisi. Birde derslerde işlemiş olduğunuz bir yapıtı geziyorsanız her detayını tekrar hatırlıyorsunuz.

Kilitlerin asılı olduğu bu köprü artık bu ağırlığı taşımakta zorlanıyormuş. Ama hala köprü kenarında kilit satanlar mevcut.bizde kilitleyip nehre attık anahtarını. Bir ömür ayrılmasın ellerimiz diye.

İçinde gerçekten çok mistik bir hava hakim. 
Etrafında çeşit çeşit enstürman çalan sokak sanatçıları vardı.

Çok ince işçilikle yapılmış ve çok iyi korunmuş.

Çok merak ettiğim yerlerden biriydi. Görebildiğim için çok mutlu oldum.


Tekrar gitme şansımız olursa, kilidimizi bulabilir miyiz acaba? 
Bir fransa postu daha burada biter. Aslında çok fotoğraf var, size anlatacaklarımda öyle..
Fırsat buldukça yazıcam size. 
Mutlu hafta sonları. 










15 Ocak 2015 Perşembe

BEN ÜRETİRKEN....

Seviyorum geceleri, hani bütün koşturmaca bitip, herkes yatınca...
İşte o saatlerde kapıları açılıyor hayal dünyamın.
Sessizlikte ve dinginlikte. 
Geç yatıyorum da sabah erken kalkıyorum diye uykusuz kaldığımı düşünse de etrafımdakiler, aslında be o saatlerde topluyorum yeni günün enerjisini.



Aklım gün boyu yapılacak işlerde, gidilecek yerlerde,ders anlatırken çocuklarda, toplantılarda, oğlumun servisinde, ocaktaki yemekte, gözüm saatte, o odadan bu odaya etrafı toparlamakta,bazen acıktığımın bile farkında olmadan zamanla yarış içinde.
İşte tüm bu telaşların bittiği, aklımdaki fikirlerin gün yüzüne çıktığı, elimin makasla kavuştuğu , kalemimin kağıda değdiği zamanlar bu zamanlar. Gece işte bu yüzden güzel. 6-7 saat hiç bölünmeden, telaşsız işime, duygularıma, düşüncelerime kanalize olduğum en verimli zaman. 
Bazen haftalarca evde olmak, sabah kalkınca rutin ev işlerini bitirmek, keyifle kahvaltı etmek istiyorum.günün geri kalanında telefonum kapalı, saatlere bakmadan içimden gelenleri yapmak istiyorum. Tabii çalışınca bu mümkün olmuyor.
O yüzden geceye sığınıp, gece yapabiliyorum içimden geçenleri.
Bazen uykuya yenik düşsem de, geceleri daha seri ve daha konsantre olarak işime odaklandığım doğru. 


Bu işi tamamen mutlu olduğum için yapıyorum. Keyifli ve neşeli olduğu için.
Kendimi unutacak kadar dalıyorum.
Bu tutku gibi birşey. Eli boş duramıyorum.yaptığım her işin beni yansıttığını düşünüyorum ve o yüzden elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum. Yaptığım ve bitirdiğim her ürünle aramda bir bağ var. Uzaktan seyredip, kendimi eleştiriyor, içime sinmeyen yeri tekrar yapıyorum.
Müşterilerim gözüyle bakıp hatalarımı görmeye çalışıyorum.
Sahibine ulaşan her ürünün , o kişilerde yarattığı ilk etkiyi çok merak ediyorum. Paketi açtığındaki İlk yüz ifadesini de öyle.
Birde ne hissettirdiğini... 
Kendimi değerlendirme kriterlerim bunlar işte. 

Maddi kazancın çok daha ötesinde , mutluluk veren kargolar benim heyecan ve motivasyon kaynağım...
Ürünleri yaparken eğilip bülülen belim, sırtım, kolum ve boynum ağrısa da , etiketimi yapıştırıp, kargo paketini yaptığım anda yüküm hafifliyor.  
Sonra gelecek geri dönüşleri , fotoğrafları bekliyorum hevesle. 
İşte böyle besleniyor, böyle doyuyorum.
Ürünleri yaparken mutlu duygular, neşeli müzikler ve lezzetli kurabiyeler eşlik ediyor bana. 
Çünkü her ürünün bir enerjisi olduğunu , gittiği her eve o havayı götürdüğünü düşünüyorum. 
Yani o kadar detaylı ve içtenlikle hazırlanıyor herşey. 
Mesela ev temiz değilse, ben mutlu değilsem, enerjim düşükse,üretmiyorum.
İşime konsantre olmam için her işimin bitmiş , keyfimin yerinde ve ilham oerileri in gelmiş olması gerekiyor.
Yaptım oldu diye bir şey yok ...
İçimden gelmiyorsa ortaya çıkan sonuç memnun edici olmuyor. 
Bunu bildiğim için teşebbüs etmiyorum öyle durumlarda.

İşte bende durum böyle. Eminim bir çok üreten insanda da durum böyledir. 
Bizimki el işi olmaktan öte, yürek işi. Enerji işi. Sadece bizim için değil bence tüm kadınlar için durum aynı galiba. Keyfimiz yoksa yemek yapmak bile istemiyoruz değil mi? 
İç huzuruna çokıyor  tüm kapılar... 
O olmadan hiçbir şeyin tadı olmuyor. 
O yüzden kendiniz ile olan ilişkinizi,moralinizi, enerjinizi yüksek tutun.
O zaman hayat daha güzel. Sağlıkla ve huzurla kalın. 

12 Ocak 2015 Pazartesi

İÇİMDEKİ BEN İLE BİR GÜNÜMÜZ.

Bu gün haftanın ilk günü. Biraz uykusuz bir gece geçirdim. Ama günüme yansımasın diye hazırladığım beş günlük kombinlerden birini çıkarıp giydim, makyajımı yaptım, misler gibi hazırlandım.
Gece esen rüzgarın sesi benim gibi herkesin uykusunu bölmüş.
Ama iyisin elif diyerek koşar adım bayrak törenine yetiştim. 
Okul buzzz gibiydi. İlk iki ders ısınamadım. Biraz da ince giyinmişim.
Ders bitti okuldan çıkıp arabaya geçene kadar sırılsıklam ıslandım mı?



Hemen evde aldım soluğu. Hem üşümüş, hem aç isen gözünün önünde kahvaltı ve çay uçuşuyor.
Bugünün kargolarını hazırladım önce. 
Şapka takamayan bir çok takipçim bere üzerine istedi çiçekleri.

Bende istenilen renklerde bereler alarak onları dizayn ettim.
Keyifle paketledim kargoları. Paket yapmak ciddi bir iş sonuçta. Heyecan verici olmalı dimi ama.
Tam kargoya çıkmaya hazırlanıyordum ki her yer karla kaplanmış. 
 Arabayı çıkarmaya korktum.


Önce karnımı doyurmalıyım diyerek kahvaltı hazırladım çay demledim.

Sevgili secdusumuzun yaptığı tabağım günün konseptine en uygunuydu. 
Ancak çok değer verdiğim bir arkadaşımın sergi açılışı için şehir merkezine gitmem gerekiyordu. Bize mesafesi 1 saat kadar. Otobüs ile sergi açılışına yetiştim.
Sergiden çıkınca sevdiğim yerlerde dolaştım. Simit yedim, kahve içtim lapa lapa yağan kara karşı.

Ve eve döneyim derken beklediğim otobüs gelmedi bir saat kadar.metroya yürüdüm. Üşüdüm. Eve zor attım kendimi.

10 gün hiç çıkmasam evden yinede sıkılmam sanıyorum. O kadar çok fikir yada uğraş var ki aklımda, bazen düşünürken yoruyor. 
O yüzden evimde olmayı çok seviyorum. Bazen 24 saat bana yetemiyor.
Yapılacaklar listem o güne sığmıyor. 
Uykumdan çalıyorum bazen, ama o da direncimi düşürüyor.
Sonuç olarak evde zaman geçirmeyi seviyorum. hayallerim ve ben. 
Biz böyle mutluyuz. 
İçimdeki dünyayı bir anlatabilsem ahhh... Çok ışıklı, pür neşeli, çok dağınık, biraz uçarı , azcık deli, sevgisi şiddetli, en hoplamalı zıplamalı, içten şevkatli,çok hayalperest, az uykulu, mutlu ederek beslenebilen, sürgün vermiş tomurcuklarla dolu,gazı kaçmayan uçan bakon gibi, ayakları yerden kesik,kendi dünyasında kendi yazdığı oyunun baş kahramanı, yardımcı kadın oyuncusu,ve en iyi çocuk oyuncusu. Birde gizli güçleri olan , süpürgeli bir cadımsı... 







NOEL PAZARINDA GÖZÜME TAKILANLAR


Çok renkli standların olduğu kocaman bir pazar alanı içinde , ne tarafa bakacağını saşırıyor insan. 
Çeşit çeşit alsesuarlar, dekoratif eşyalar vardı.

Bu cüzdan ve çantalar Nepal yada Thailand  ürünüydü. 
Bu cüzdanı kaptım. Renkleri beni çekti.
Türkiye ile karşılaştırınca herşeyin fiyatı çok yüksek geliyor. 

Standlar yada bu minik kulubeler tek tip ve hizalanmış. Düzen hakim. 

İşte en çok sevdiğim stand.
Binbir çeşit matruşkaları görünce havalara uçtum. Onlar çok neşeli geliyor bana. 

Çikolata seven biri olarak paylaşmadan geçemediğim bir stand da bu çikolata standıydı. 

Makaronlar her yerde. Ama ladurreyi tek geçiyorum. Gerçekten farklı. Enfes tadı var. 

Pastalar harika görünüyordu. İşçilikleri oldukça titiz. 

Bu toplardan renkleri seçip içine ışık yerleştirince çok hoş bir görüntü elde ediyorsunuz. Boyutları ve renkleri çeşit çeşit..
Tabi bu bebekleri de atlamayalım..

Ladurre sadece makaronu için bile kapısında uzun kuyruklar oluşan bir pastane. Oturup bir şeyler yemek isterseniz çok daha uzun beklememiz gerekiyor. 
Makaronlar çok ince işçilikle yapılmış. Boyutları ve iç dolgusu pürüzsüz ve hiç bir yerinden taşmamış. Standart her biri. Kahveli ve böğürtlenlisi benim favorim oldu. 

Bonne maman reçelleri kurabiyeleri çok çeşitli. Ve fiatları uygundu. Bolca aldım. Reçelleri sadece kavanozları için aldığımı itiraf ediyorum. 

Kurabiyeleri de lezzetliydi. 


Swatch yeni yıl temalı saat çıkarmış. Neşeli bir konsept. 

Yılbaşı ağacı süsleri çok renkli ve özeldi. Cam olanları da vardı. 

Hiç görmediğim desenlerde matruşkalar vardı.

Küçük prens bir çoğumuzun kahramanı. 
Çok ürün vardı küçük prens temalı. 
Kartlardan çantalara, kalem ve defterlere kadar... 

Bu sevimli şekerler en çok sevdiğim ürünler oldu. Yaka iğnesi olarak kullanılan bu bebekleri kendime aldım. 

Bu küçük fener evler de çok güzeldi. Beyaz olmasını daha da çok sevdim. 

Renkli ürünler bizde KARINCA markasının çok benzeriydi.

Kilitler milyon tane... Ama artık bu köprü kilitlerin ağırlığını taşıyamıyormuş.

Bir de bu bardak ve tabaklar vardı ki. Almadan geçemedim. 
Kırılmasın diye el bagajımda getirdim. Hiç zarar bermeden mutfaktaki yerine ulaştılar. 

Benim gözüme takılanlar bunlardı.
Ama öyle içim gitti, bayıldım diyebileceğim bir ürüne rastlamadım.alış veriş için nizim ülkemize göre herşey en az 3-4 katı pahalı.
Gezip görmeye değer iki Fransa şehri bana farklı bir bakış açısı kazandırdı. Farklı hedefler edinmemi sağladı. 
Ama el emeği ürünlere çok rastlamadım. Bu yüzden mesleğimiZin ve becerilerimizin ne kadar kıymetli olduğunu anladım. 
Üretken bir hafta olsun .
Sevgiler