GEL KATIL BİZE :)

28 Şubat 2015 Cumartesi

ELİFİN BADEMCİKLERİ İLE SINAVI BAŞLADI YİNE.

Uzun zamandır bu kadar hasta olmamıştım ,sabah uyandığımda öyle çok ağrıyor ki bademciklerim yutkunmakta zorlanıyordum.
Gün boyu sıcak bir şeyler içmeye çalıştım ama hala hem konuşmakta hem  nefes almakta zorlanıyorum

Çocukluğumdan beri bademciklerimden çektiğim kadar hiçbirşeyden çekmedim.
Hala küçük çocuklar gibi ateşleniyorum.
Vücudumun tüm eklemleri tüm kemikleri sızım sızım sızlıyor.


Gün boyu biriken siparişlerim tamamlamaya çalıştım gücüm yettiğince emir bebek için arabalar diktim...
Boğazım için bildiğim bütün formülleri uyguladım ne bitki çayı bulduysam içtim ama sanıyorum antibiyotik almadan geçmeyecek.
Bu güçsüz hallerini hiç sevmiyorum elimden bir şey gelmiyor olması başımın kalkmıyor olması sürekli bir yatma  isteği beni huzursuz ve mutsuz ediyor.
Ama hepimiz biliyoruz ki gribal hastalıklar dinlenmeden geçmiyor.
Sürekli olarak koşturmaya bir şeyler yapmaya alışkın biri olarak böyle yattığımda hep yapmayı unuttuğum şeyler varmışta yarım kalmış gibi hissediyorum.
Kendimi relax moda alamıyorum.
Umarım bir an önce normale dönerim.aksi takdirde, hastanede kokteyl denilen bir serum takmaları gerekiyor. O serumda ne varsa beni bir gecede ayağa kaldırıyor.
Allah şifa bekleyen herkesin derdine derman versin hastalık zor. 

27 Şubat 2015 Cuma

GÜNEŞİ BEKLİYORUM

Şu küçücük şeylerden ne kadar mutlu olduğuma bende şaşıyorum.
Soldurursam bakanazsam diye bilmeden zarar vermekten korkuyorum.

Havadar ve aydınlık bir balkonumuz var. Şeffaf bir oda gibi. Şimdi biraz soğuk tabi.
Isınsa içeriye girmiycem.

Yaşadığın yer huzur veriyorsa , kapını açıp içeri girdiğinde oh be evim gibisi yok diyorsan senden mutlusu yok değil mi?

Bi kahve içimi de olsa balkonda zaman geçirmeyi seviyorum.


Minicik mantarlar var ya... Bayılıyorum onlara...

Battaniyemi alıyorum omuzlarıma bir iki cam acıyorum balkonda, derin bir nefes oluyor.


Biraz güneşe ihtiyacımız yok mu sizce de?

Çiçekler de aynı fikirde. 
Biz güneşi bekliyoruz







26 Şubat 2015 Perşembe

GECE YARISI




Saat gece yarısı,
Radyo dinliyorum.aslında saat 6 da kalkıyorum her sabah , uyumalısın elif diyorum da, başımda bir ağrı var. Hafiflemesini bekliyorum.
Radyoda Barış Manço
Bahçede hanımeli çalıyor. 
Derin bi parçadır.anlayana yada anlamları yükleyene. 
Bu saatler benim muhasebe saatlerim. Herkes uyuyunca daha iyi çalışır aklım.
Ben ile vicdanım ve zihnim günü masaya yatırır keser biçer tahlil ederiz. 
İçimin hür olması önemli ..

25 Şubat 2015 Çarşamba

KEÇE KURSUMUZ


Bu yıl okulumda keçe kursu açmamaktı niyetim.çok yorulduğum için kece kursu açmak istememiştim.
Ama şimdi onların mutluluğunu gördükçe kursu açtığım için bende çok mutlu oluyorum.

Biz orada hem ,eğleniyoruz hem gülüyoruz ,hem rahatlıyoruz ,hem üretiyoruz ve sonunda çok güzel işler ortaya çıkıyor...

Kursa gelenlerin bu işten ne kadar keyif aldığımı gördüğümde öğretmek benim için çok daha mutluluk verici bir mucizeye dönüşüyor.

Yoruluyor muyum evet bazen gerçekten yoruluyorum ama sonucuna baktığım zaman keyif alıyorum.O zaman yorgunluk falan kalmıyor.

Kursiyerlerim çok marifetli her gün başka başka tarifler deneyerek geliyorlar.
Bu gidişle kaç kilo olurum bilmiyorum:))

Biz her çarşamba 5 saat workshop tadında çalışıyoruz.

Kursiyerlerim sadece velilerden değil okulumuzun bir çok öğretmeni de kursumuza bazen derslerde bazen tenefüslerde dâhil oluyorlar.

Arasıra müdür yardımcımızı bile alıkoyuyoruz.

Bu çarşamba her çarşamba olduğundan daha kalabalıktık çünkü daha eski yıllarda kursa gelen velilerimden ziyaretime gelenler oldu.

Çok ince ve detaylı çalışan öğrencilerim de var..





Gönüllü olarak yaptığım bu iş sayesinde bir çok veli ile yakından iletişim kurma şansım oldu. bu sayede çocukları hakkında da çok daha fazla bilgiye ulaştık .öğretmen ve velilerin bir arada olması sayesinde de öğrenci öğretmen veli bağını kuvvetlendirdik.
Şimdi hevesle sergiye hazırlanıyoruz mayıs ayında açılıcak  sergi için ürünler yapıyoruz heyecanla ve hevesle ... Bizi izlemeye devam edin











23 Şubat 2015 Pazartesi

BİR ŞEMSİYE ,BİR MELEK, BİR DİLİM KEK.

Hava yağışlı bugün. Sadece yağmur değil, hem sert bir rüzgar ve hala yerdeki kardan dolayı dondurucu bir soğuk var.

Pazartesi sendromu pek uğramaz bana ama bugün gelip oturdu bizim eve.
Böyle soğuk havalarda burnumun ucunu dışarıya çıkarmak istemiyorum.


Evde olmayı o kadar çok seviyorum ki.eskiden kedi miydim acaba :))
Sıcak olsun ev, rengarenk yumaklarım , keçelerim olsun, bir de sıcacık çay olursa başka bişeycik istemem.

Dışarıda milyon tane işim var aslında.
Ama bu günü kaneviçe günü ilan ettim kendime.

Uzun zamandır işlediğim panomun son bir kaç yeri kaldı.onu bitirip çerçeveletmeye vericem bu hafta inşallah.

Dün gece geç saatte facebookta dolaşırken sevgili "dilek mutfakta " tarifi olsn bu susamlı keki gördüm.
Ahh durur muyum? 
Hemen baktım susam var mı diye. Varmış.
Anında yapıp attım fırına. 
Bir güzel oldu bir kabardı...
Puf puf bişey oldu . 

Birde süt ısıttım yanına.
Aldı beni çocukluğuma götürdü.
Anneannem bol susamlı kek yapardı. Sıcak süt ile beraber çok severdik.
Annem de her yaz tatilinde elime bir seccade kumaşı etamin, birde komşulardan bulunmuş örnek seccade getirip koyardı.canım sıkılıyor dememe fırsat vermeden , hadi bakalım Elifçim bu yaz bu seccade bitecek derdi.
İşte bugün tam o dönemlere gitti aklım.

Masal gibi yaşamayı seviyorum ben.
Öyle değişik bir iç dünyam var ki, anlatması inanın çok güç.
Geçenlerde densizin teki instagramdan direk mesaj yollamış, "pollyanacılık oynamaktan sıkılmıyor musunuz Elif Hanımcım" diye. 
İçinde iyi niyet ve pozitif düşünce barındıramayan insanların, hiç tanımadıkları kişilerin mutluluğundan bile rahatsız olması nasıl hastalıklı bir durumdur acaba? 
Ya arkadaşım beni tanıyor musun? Yapımı karakterimi, yaşadıklarımı, ailemi, değer yargılarımı,iç dünyamı,inancımı, evimin içindeki atmosferi... Biliyor musun ki böyle yazabiliyorsun?

Hep söylüyorum, devir öyle bir devir ki, artık insanlar birbirinin malını , mülkünü , parasını değil enerjisini ve mutluluğunu kıskanır hale geldi.
Neden çok mutlu, neden bu kadar hevesli, neden bu kadar olumlu , hayatla barışık, neden bu kadar neşeli, bunları sorguluyor insanlar.

Hepimizin kendine göre büyük, küçük dertleri var tabiki..
Ama kendi kendimizi oyalamak, mutlu edecek uğraşlar bulmak, verimli zaman geçirmek, her canlıyı hatta nesneleri sevmek, ruhsal direncimizi yüksek tutmak mühim olan.
Çünkü çocuklarımızın sağlıklı annelere ihtiyacı var.özellikle ruhen sağlıklı. 
Geleceği yetiştiriyoruz.
Ayrıca çocuk ne kadar mutlu huzurlu ve saygılı bir evde büyürse, o kadar sağlam oluşur ruhsal dengesi.
Herşeyden önce çocuğuma mutlu ve üretken bir örnek olabilmek adına böyleyim.
Sonra yuvamdaki huzur için. Söylenen , şikayet eden ve sürekli beklentiler dile getiren, bezgin bir kadın olmak istemiyorum. 
Sonra işimde iyi olmak, öğrencilerime de aynı pozitif  duyguları aşılayabilmek niyetindeyim.
Mesai arkadaşlarıma, kardeşlerime, komşularıma saygılı ve paylaşımcı ve sevgi ile yaklaşmaya özen gösteriyorum.
Bildiklerimi paylaşmaktan mutluyum.
Tenefüslerde bir kek bir kurabiye tarifi vermeyi, bir iki motif öğretmeyi, morali bozuk birini gördüğümde gel bi kahve falı bakayım deyip neşesini yerine getirmeyi seviyorum. 
Ben buyum ve böyle mutlu oluyorum. Etrafımdaki , yakınımdaki herkese özel ve önemli olduklarını hissettirmek benim için dünyalara bedel.
Beni mutlu etsin diye de kimseden bir beklentim yok ayrıca.
Çünkü içimdeki duygular zaten beni mutlu ediyor.
Evde yalnızım bugün mesela.
Bir tabak, bir fincan, orkidemdeki tomurcuk,derli toplu duran mutfağım, ayağımdaki patikler, kenarda katlı duran örgü battaniyem, evdeki kek kokusu,balkonumdan gördüğüm manzara,akşama pişireceğim yemeği hazırlamış olmak, kanaviçemde bitirdiğim her bir  gül, işte bugünün mutlulukları. Bir de şükürler var. Sabaha uyanmış olmak, eşimin oğlumun sağlıkla evden çıktığını görmek, şu soğukta sıcacık bir evin içinde olmak, nefes alıyor olmak şükür sebebi değil mi?
Fesat, enerji emici, art niyetli, samimiyetsiz ve yüreğini kasvet kaplamış insanlar uzak olsun benden.
Allah yüreklerine ferahlık versin ne diyeyim?
İyi duygulara ihtiyacımız var gerçekten.
En azından çocuklarımızın geleceği için.
Her birinizi tek tek tanımıyorum. Ama bu satırları okuyorsanız bir biçimde yollarımız kesişmiş demektir. Size iyi niyet ve sevgilerimi gönderiyorum. Birbirimizden öğreneceğimiz şeyler var ki, buluşmuşuz bir yerlerde.
Yaşasığımız her sarsıntıya , her yaraya iyi gelecek tek şey sevgi.
Ve biraz tebessüm..
Anlayış ve sabır...
İçinizi ferah tutun. Olumsuz tüm duygularınızı salın gitsin. İyi ve güzel düşünün.
Sonuçta ne yazıldıysa onu yaşayacağız değil mi? 
Kalp kırmayalım. Birini kırmak bize hiçbişey kazandırmaz.
Bana mesaj yazan arkadaşım pollyanacılık oynayarak başlayabilirsin belki.. Bakarsın hayatta herşey tahmin etmediğin kadar güzel olur.. 








22 Şubat 2015 Pazar

TÜRKAN ŞORAY OLSAK, HULUSİ KENTMEN OLSAK...

Hayat diyorum hayat, 
Hani eski türk filmlerindeki gibi olsan,
Babalar, amcakar dedeler Hulusi kentmen tatlılığında, tatlı sert, ama yufka yürekli...


Kızlar , kadınlar hülya koçyiğit naşfliğinde ve zerafetinde...
Çocuklar yedi cüceler kadar iyi kalpli ve paylaşımcı olsa..
Elbirliği ile dara düşeni sarıp sarmalasak..
En yaramaz sınıf hababam sınıfı gibi olsa da sonunda yaptıklarından ders çıkarmayı bilse.


Ve türkan şoray gibi olsak. Adaletli , gururlu kararlı ve hatta bazen onun kadar inat..
Mutlu aileler olsa en fazla turşu suyu için kavga eden..
Kardeş kardeşin hatalarını örtse,anneler en yakın sırdaşı olsa çocukların.
İçten sevgiler olsa, çorap gibi değiştirilmeyen sevgililer..


Bedenden önce gönlü gören gözler olsa. 
Çıkar denilen şeyi unutsak, birbirimize ilaç olsak.
Bölünmesek birlik olsak..
Daha ne kadar ömrümüz var ki, bilmiyoruz.
Şnsanların yüreklerine zihinlerine iyi imzalar atsak, gülümseten izler bıraksak,
Faydalı olsak elimizden geldiğince. 
Yoldaki bir çiviyi bile kaldırıp çöoe atsak, bir dilim ekmeği bile ufalayıp pencereye koysak,
Yüzümüzde tebessümle dolaşsak, 
Çocuklarımıza daha çok zaman ayırsak, sevmek için daha çok çaba harcasak sevilmeyi beklemek yerine,
Çiçeğe su versek, komşuya kek...
Her sabah kalktığımızda bugün bir iyilik daha yap desek kendimize, 
İşimizi iyi yapsak, dürüst olsak, vicdanımız rahat olsa...
Çevremize içimizdeki ışığı yansıtsak, 
Ekran koruyucu hallerimizi bir kenara atıp gerçek biz olsak,
Belki bizde türk filmi gibi mutlu sonla biteriz bu hayatta.. 
MUTLU SON...

15 Şubat 2015 Pazar

FİLM GALASI PAZARI...

Bu gün Asil Paşa ne isterse onu yaptık.
Önce köy kahvaltısı ve pazar kahvesi... 

Sonra yapışık kardeşler film galası öncesi Bursaya gelen oyuncularla buluşma.

Magazinci baba kontenjanından Asil paşa da misafirleri gezdirirken onlara eşlik etti.
Konuştular, aralarına aldılar, sıcak çikolata söylediler. 



11 kişilik film ekibinin arasında oturan tek çocuk olmak onunbugün bir yetişkin yaptı sanki.
Kocaman adam gibi sohbet etti.
Onlarda seksenler setine davet ettiler.


Bizim paşa film gösterimi başlayana dek aralarından ayrılmadı.

Sonra hep birlikte filme girdik. Eğlenceli bir hikaye olmuş.
Paşa mutlu olunca, biz ekstra mutluyuz...
Buda bir pazar izdüşümü olsun buraya.




14 Şubat 2015 Cumartesi

SEVGİ VE MUTLULUK İÇİMİZDE

Gelen her sipariş yeni bir heyecan yaratıyor bende ve atölyemde. Dağınıksa atölye hemen toparlanıyorum yeni ürüne başlamak için.heyecanla hemde.

Ürünü yaparken aklımda her zaman. Teslim aldıkları andaki mutluluğun fotoğrafı duruyor. Yani öyle güzel olmalı ki bıürün, herkesi mutlu etmeli. Özellikle sahinini mutlu etmeli ve heyecanlandırmalı.    

O hevesle ortaya çıkıyor ürünler .
Bu halimi çok seviyorum.çünkü bizim gibi kişiye özel çalışan inşanların motive olması, ilham gelmesi ve isteyerek ilim başına geçmesi oek kolay değil. Yani üretim moduna geçmemiz zaman alabiliyor.
İşte o heyecanlı ve hevesli haller , biziö en çok sevdiğimiz haller.  

Birde ürünü bitirdiysek, karşısına geçip alıcının gözümden bakmak var tabi.
İçimize sinmeyen bişey varsa, gözümüze hoş gelmediyse yeni baştan yapar öyle teslim ederiz.
 İşimi önemsiyor ve etiketimi koyduğum her ürünün hatasız olmasına çok özen gösteriyorum.çünkü beni ve adımı temsil ediyor gittiği her yerde.

Eğer siparişi veren tarafta hayal ettiğim ses tonu ve gülümsemeyi hissediyorsam " tamam " diyorum. Ne istediğini doğru anlamışım diyorum.

Kişilerin  hayal ettiği şeyleri göremediğimiz  için işimiz biraz zor tabi. Beklentiyi iyi analiz etmek gerekiyor. Ve üretim sürecinde aşamaları paylaşmak belki de.

Bir de ürünleri yaparken yalnız olmayı tercih ediyorum. Yanımda benimle sohbet eden biri varken üretmeyi sevmiyorum(örgü bu duruma dahil değil)
Yani tasarlarken çizerken, keserken..
O yüzden yalnız sakin ve mutlu mizikler eşliğinde çalışıyorum.
Yaptığım ürüne o duygu işlesin ve bakan herkes onu hissetsin diye.belki böyle bir sinerji yoktur. Ama ben varlığına inanıyorum ki..

İşin maddi boyutunu bir kenara bırakın, mesajla mail ile dönüşler, bazen arayıp "elif hanım kargom şimdi geldi çok beğendim" diyenler, elden teslim ettiğim ürünlerin sahibinin yüz ifadesi  , sevinci...işte bunlarla beslenip güç buluyorum. 
İçinde yaşadığım evi, küçük atölyemi, kullandığım nesneleri seviyorum.ihtiyaç duyduğum pek bişey yok. Kendi kendimi ağırlıyorum bu yalan dünyada. Tek isteğim enerjimi sömüren, bencil ve sevmeyi bilmeyen insanların etrafımda olmaması.
Bu devirde enerji moral ve motivasyonu yüksek tutabilmek servet gibi bişey.hayatherkesi  farklı yollarla sınıyor.bu sınavlardan geçerken yaralar alıyoruz, bazen hasarlar bırakıyor ruhumuzda. Bunları tamir yada tedavi etmek bir nebze de olsa kendi elimizde.
Başkalarının bizi mutlu etmesini bekleyerek yaşayamayız.
Mutluluk içimizde...







BUNUN ADI VAHŞET...


Sabahtan beri geçmek bilmeyen bir baş ağrım var.
Ne ile uğraştıysam aklımdan gitmedi. 
Çünkü sabahtan beri vahşetin detaylarını okuyorum her sitede.
İnsanlar nasıl bu kadar acımasız ve vahşi  olabiliyor? 
Kadın olmak neden bu kadar tehlike içeriyor.
Toplu taşıma aracına da mı binemez kadınlar?
Bir insanı yakmak ne demek?
Kadın erkek eşitliği diyorlar.
Sokakta kocasını döven kadın gördünüz mü? 
Trafik kazası geçirmiş gibi polise sığınmış karısından dayak yemiş bir erkek gördümüz mü?
Yada üç kadın tarafından tacize uğrayıp bıçaklanmış, üstüne benzin dökülüp yakılmış sonra nehre atılmış bir erkek gördünüz mü?
Uçkurunuzun düğümü bu kadar mı gevşek?
Sizin ananız, kız kardeşiniz, karınız , kızınız yok mu?
Zihni belden aşağı çalışan , başkasının savunmasız bedenine göz koyan yaratıklar, size insan demeye utanıyorum.
Bir aileye daha ateş düşürsünüz, sizin ölümünüz o masum kızınkinden bin beter olsun. İlahi adalet var...

13 Şubat 2015 Cuma

KIŞ MEVSİMİNİN EN GÜZEL YANIDIR ÖRGÜ...

Bahara, güneşe ve iyiliğe , neşeye , güzelliğe ihtiyacımız var sanki bu günlerde.
Havaların soğuk olması, yataktan kalkmama isteği, kat kat giyinip evden çıkmak uzun sürdü sanki bu sene.

Ben her ne kadar Ekim kızı olsam da, bahar benim mevsimim. Üşüyerek , titreyerek dolaşmayı sevmiyorum.

Kedi gibi, sıcacık evimde, yumaklarımla, tığım şişim, keçelerim, dikiş makinam ve ben böyle mutluyuz.

Evin işi bitip, yemeğimi de yaptıysam açıp radyomu, sakin kafa ile örgü örmek bana çok iyi geliyor.

Son dönemde tv sesine, vurdulu kırdılı dizilere, bağıra bağıra sunulan yarışma programlarına da tahammülüm yok.
Sanırım okuldaki ses yoğunluğu biz öğretmenleri yoruyor.
Sessizlik ilk tercihimiz oluyor.

İşte bu tür işlerle uğraşmak, renklerin etkisi, ve tanında içtiğim sıcak içecekler benim en büyük keyfim oluyor okul dışındaki zamanlarda.

Çayımımın Yanında bir iki kurabiyem de varsa ohh mis...



Örgünün başına oturdu mu kalkmak istemiyor insan.
Hadi bi tane daha, bi tane daha derken zaman akıp gidiyor.

Birilerine örgü öğretmek, keçe öğretmek o kadar mutlu ediyor ki beni.
Okulda battaniye başlayan öğretmen arkadaşlarım çoğaldı.
Sıcak su torbası kılıfı örenler oldu.ben sadece heveslendiriyorum, onlar devamını getiriyor zaten.
Bu işler mutlu eden işler.ihtiyaçtan değil, sadece keyif verdiği için yapıyoruz.bazen birini mutlu etmek için, bazen kendimizi mutlu etmek için...
Sanırım kış mevsiminin en iyi tarafı ızun kış geceleri ,örgü ve akşamları içilen sıcacık çaylar...
Sevgiyle...