GEL KATIL BİZE :)

28 Nisan 2016 Perşembe

Scullentlere anlattım hayallerimi

 Yaş aldıkça sadeleşiyor mu insan ?
Yada Mutlu olduğu şeyler mi değişiyor acaba? 
Küçük şeylerden mutlu olanlar kulubüne kendimi bildim bileli üyeyim de, artık daha da küçük şeylerden mutlu oluyorum sanki. 

Geçenlerde gittiğim bir kermesten bu şirin kolyeyi aldım. Amanın bi mutluyum ki şu kolye yüzünden. 
Avucumun içinde hep. 
Bahar gibi.. 



Son dönemde bir succulentsevdası var herkeslerde. Bende dahil. 
Evde balkonda bi sürü türünü yetiştiriyorum. Her gün bakıyorum beybi scullent çıkan minik yavrularına. 
Sevdiğimi biliyorlar sanırım. Pıspırıl oldu yaprakları . Plastik gibi parlıyorlar. ( maşallah diyoruz hepbirlikte)
 

Artık doğum günleri ve nikahların hediyelikleri oldular. 
Gümüş saksılar içinde ne kadar da şık değil mi ?
Bence hoş ve sevindirici bi tercih olur ki. 


Tüm balkonu sera yapıp içini çiçeklerle doldurasım var. 

Bide renklerle Mutlu oluyorum . O

Minik cupcake  Kurabiye renk renk drajeler öyle sadece fanuslarda bile dursa bakarken seviniyorum.  


Daha sakin, daha doğal, daha yalın, telefonun daha az çaldığı, sessizliğin hakim olduğu,zamanla yarışın olmadığı  
Koşturmacalardan uzak , kendi kendine yetebilen biri olarak hayatını sürdürmek , 
Biraz yeşil, biraz mavi, bol hobi, yazın dikiş, seyahat, kışın örgü , şömine sıcaklığı. 
Eşin elinden bi mangal sefası...
Biraz akşam yürüyüşü ıhlamur kokusu altında. 
Hırs ve aşırılıklardan , birde sahte insanlardan uzak. Ama çok uzak ... 
Yüreğini ısıyan ne varsa onlarla kurduğun steril bir hayat . 
Gereksiz herşeyden arınmış olarak...








13 Nisan 2016 Çarşamba

GÜCÜN KAYNAĞINA İNERSEK !!!


Atölyede harika bir gün geçirdik dün. 
Bir yılı aşkın bir süre her hafta bir araya geldiğimiz eski dostlarımı bu kez atölyemde ağırlama şansı buldum. 
Birbirimize iyi geldiğimizi bi kez daha anladık. Çok verimli be keyifli geçti günümüz . Yaklaşık 6 saat birlikte çalıştık ve ara vermeden ürettik. 
Öyle güzel bir sinerji vardı ki atölyede. Vakit olsa sabaha kadar da sürerdi çalışma isteğimiz . Özlemişiz birbirimizi. 

Birde ortaya çıkan ürünler öyle hoş oldu ki. Bunun siparişin sahibi ile çok ilgisi olduğunu deneyerek öğrendim. 
Bazı siparişler bi çırpıda bitiverirken , bazıları sürünüyor günlerce. 
İlham gelmiyor, malzeme eksik çıkıyor, üretme hevesi olmuyor, erteliyorsun sürekli. Bu o kişinin enerjisi ile çok alakalı .
Ama sıkboğaz etmeyen , size bırakıyorum diyen , ve emeğinize değer verip saygı gösteren insanlarda işler tamamen rast gidiyor. 
İşte dün de aynen böyle su gibi geçti Zaman. Herkes Mutlu döndü evine. 

Bende de sanırım boş duramamaktan hastalığı oluşmuş. Şöyle hiç bi işle ilgilenmeden 2.80 uzanıp salamıyorum kendimi. 
Hep yapacak bi işim varmış ta , yapmayı unutmuşum gibi hissediyorum. Boş durmak Zaman kaybı gibi geliyor . 
Ama beden tabiki istirahat istiyor. 
Bu yıl biraz daha yoruluyorum eskiye nazaran.
Sanırım yaşın 40 a bir iki tık kalmasıyla orantılı bu durum. 

Eskiden avm yada giysi pazarı , yada çarşı turu isterdim haftada bi kez en az. Şimdi avm elektriği, pazar kalabalığı , yol ve trafik gerginliği istemiyor bünyem.


Doğaya, sessiz sedasız be yalnız vakit geçirmeye ihtiyaç duyuyorum. Öyle yemyeşil çimense karşı tek başına 4-5 saat hayal kurabilirim mesela. Böyle dinleniyorum sanırım. 
Yükses ses, gergin ortam, gereksiz sohbet, mış gibi yapan insanlar, imalı cümleler, kaprisli insanlar, yığın trafik. Aniden yükselen bir müzik, sitemkar konuşmalar, bi yere yetişme stresi. zamanla yarış, kuaförde beklenen zaman,
Bir şeyi iki üç kez tekrarlamamı gerektiren davranışlar... Bunlar tahammül sınırlarımı zorluyor artık. 
Hepsine arkamı dönüverip, kulak tıkayıp, şarkı söyleyesim var. 

Birde Mutlu olduğum zamanlar var ki, 
Evde tüm işimi bitirip sakin ve sessiz örgü örmek, akşam eşim ve oğlumu çaktırmadan izlemek , onlar için değişik yemekler tatlılar yapmak, atölyemde hafif bir müzik eşliğinde tasarlamak, planlamak ve uygulamak , öğrencilerle aynı frekansta buluştuğumuzda yaptığımız sohbetler,
Annemlerde gidip çocuk olduğumu hatırlamak, eşimin dizinde uyuyakalmak,keçe dersleri vermek, eski fotoğraflara bakmak, gelecekte yaşamak istediğim yeri zihnimde canlandırmak, döşemek, bahçesinde geçireceğim vakti düşlemek , Velilerim ile yaptığım kurstaki sohbet ve üretmelerinin mutluluğunu izlemek, renklerle uğraşmak, battaniye örmek, uykum gelmeden yatağa yatıp , hayal dünyama Zaman ayırmak, ve hiç vazgeçmediğim şey yazmak... 


Başkalarını Mutlu etmenin ne büyük bi haz olduğunu herkesin tatmasını isterdim. 
O zaman dünya , birbirini öldürmek için savaşanlardan ziyade, birbirini mutluvetmek için yarışanlar ile dolu olurdu belki . O çok güzel bir haz. 

Büyüyorum hala, bazı şeyler değişiyor , beklentim, isteklerim,,hayallerim değişiyor , sadeleşiyor, arınıyor. 
İçimdeki kötü ve negatif tüm duygulardan arınabilmek, su gibi saydam bakabilmek, kızgınlık, kin, öfke , üzüntü gibi olumsuzları kendimden milyon yıl uzağa taşımak istiyorum. Şeffaf , Ilık, sakin bi hayat benim beklentim. 
Hedeflerim değişyor, ana yoldan patikalara geçmek istiyor ayaklarım. 
İçimdeki dünya yetiyor bana. 
Deli bi yer var derinde. Uçuk kaçık biri oluyorum orada. Kimlik ve rollerimin olmadığı benin merkezi orası. 
Günlerce aylarca yazabilirim orasını.
Bitecek gibi değil. 
Hani milyon tane dilek Fener'ini gökyüzüne salarsınız ya , ışık ışık dolar taşar gökyüzü. Öyle işte... Kelebekler vadisi gibi bir yer, ve ışık ışık bir gök. Arasında ben. 
Gözlerimi kapamak kadar yakın. 
Anlayabiliyor musunuz? Yada anlatabiliyor muyum bilmiyorum ki.
Değişik işte. Ayrıntısı çok, rengi çok, coşkusu tavan, duygusu tarifsiz bişey bu. 
Hep aşık yaşamak gibi, her daim dizlerin titriyor gibi, her an uçuverecekmiş gibi. 
Bu enerjiyi, bu güneş yutmuş hallerimi araştırdım. 
Hipnozu denedim, doktora gittim hormon testi yaptırdım acaba fizyolojik olarak aşırı MUTLUKUK hormonu mu üretiyor bünyem diye.
Anormallik yok .
Neredeyse kendimi bildim bileli böyleyim. 
Şikayetçi miyim? 
Tabiki hayır., sadece kökenini merak ediyorum.
Az çok buldum ipin ucunu.. Takipteyim, bakalım ucu nereye varacak? 
İçimdeki yolculuğum , şimdiye kadar gördüğüm tüm manzaralardan daha güzel şeyleri seriyor gözlerimin önüne
Şanslı hissediyorum kendimi . 
Ve durmaksızın şükrediyorum. Yaşadığım ve hissettiğim her şey için. Tüm kelimelerimin kaynağı için. 
Yine duygu olarak yoğun bir günün sonunda bunlar döküldü kalemimden. Seviyorum sizi. Öperim göz kapaklarınızdan. 






SEN NASIL İSTERSEN !!!


Sen Nasıl istersen öyle şekilleniyor hayat. 
Sen Nasıl görmek istersen öyle yansıyor gözlerine.
Ne istediğine karar vermekle başlıyor değişim. 

Öyle lafla değil, dilinin ucundan değil gönlünün içinden isteyeceksin. 
İnanacaksın bi kere. 
Tek şüphe zerresi olmadan inanacaksın. 


Arada bi konuşacaksın arada elçi olmadan, direk, karşındaymış gibi söyleyeceksin içinden geçenleri Allah'a . 

Bi de içini tertemiz, gönlünü ferah tutmayı , ve o yalın duyguları korumayı kirletmemeyi öğreneceksin. 
Niyeti bozmayacaksın yani hiç. 

Tam teslim , tam tevekkül ile. Diyeceksin ki , rabbim !!! Senden gelene razıyım. 
İyi yazılar yazmış ol. ! 
Sonuçta bi canım var emanet. 
Yüzbin taklaya ne hacet? 
Verilen ömrü, sayılı nefesi boşa harcamayacaksın. 
Yolunu iyiden yana seçip, o nefsi terbiye edeceksin. 
Sınavlarla dolu ömrünü , isyanlarla dolu bir harabeye çevirmeyeceksin .
Yolculuğun içine doğru olacak. Benliğine, vicdanına, niyetine.... 
O sana en doğru yolu gösterecek. 




9 Nisan 2016 Cumartesi

GERİYE DÖNSEK... LİSE YILLARINA MESELA

Dönsek , doyamadığımız , kıymetini bilemediğimiz yılları yeniden yaşasak. 
Lise yıllarına dönsek mesela. 
O en deli Çağlar'a. Şimdiki aklımızla. 
Neler değişirdi kimbilir? 
Kırdıklarımızdan , üzdüklerimizden özür dilesek, 
Hatalarımızı görebilsek, kararlarımızı gözden geçirsek. 
Ve en sevinçli anlarımızı tekrar tekrar yaşasak. 
Günlüklerim vardı benim, her gece usanmadan yazdım yıllarca. 
Evdekiler okuyor diye , alıp iş yerine götürmüştüm. 
İş yerim de bir radyo istasyonu. 
Radyo programı yaptım bir yılı aşkın bi süre. 
Orada kasetlerin altındaki dolaba koyardım ECE AJANDASI günlüğümü. 
Meğer orada da okuyan varmış. 
Eskiden köşe bucak saklardım yazdıklarımı , şimdi ulaşabilen herkes okuyor bak. 
Yazmak aşk gibi. 
Vazgeçemiyor insan. 
Eskiden radyoda da favori şarkılarım vardı. Hala var. O zaman herkese dinletirdim en sevdiklerimi. Şimdi ise minicik bir bellekte yanımda taşıyorum. İmkan olan her yerde dinlemek için. 
JALE- üzgünüm vardı mesela hatırlayanlar var mı? 
Sanırım milyar kez dinledim. 
Şimdi de BAĞDAT var favori şarkım. 
Sıkı bir sezen aksu dinleyicisiydim 
O günleri düşünüyorum , bazen çok özlüyorum, lise - üniversite çağlarım çok hızlı geçip gitti. Tekrar tekrar yaşamak isterdim . 
Öğrenci evinde , zorluklarla başedebilmek güçtü ama güzeldi. 
Odunumuzun bittiği, sobamızın tüttüğü zamanlar... 
Kapımın önüne yığılan , kucak kucak içeriye taşıdığım tahta parçaları, tane ile aldığım ekşi nar, gramla alınan peynir, annelerimizin gönderdiği yiyecekler, vize final haftaları, sabaha dek süren yağlı boya tablolar. Aç kalmalar, derse geç kalmalar, süprizler, ansızın karşımıza çıkıverenler...
İşte böyle böyle olgunlaştık, oturaklı olduk. Piştik. Zorlukların üstesinden gelmeyi öğrendik. Oysa hayat şimdi daha zormuş. Daha yorucu. 
Bi süreliğine beni o günlere ışınlasa biri. 
Öyle deli, öyle Çılgın , öyle Mert ve pervasız olsak yine, bi süreliğine. 
Özledim belki....belki de doyamadım... Ay bir iki melodi ile nasıl da ışınlanıyor insan geçmişe. 

5 Nisan 2016 Salı

BEZ BEBEK DİKİYORUZ

Son günlerde bez bebekler ile uğraşıyorum. 
Oğlumun resim öğretmeni dünya bebekleri ve kostümleri üzerine bir ödev verdi. 
Ne yapabiliriz diye düşünürken , kızıl derili bebek geldi aklıma. 

Esmer tenli bir kızıl derili çalıştık oğlumla.
Okulda çocuklara da verdim kalıpları, her çocuk kendi bez bebeğini çizdi , doldurdu. Ve şimdi giydirecekler istedikleri ülkelere uygun kıyafetlerle. 


İstekli öğrencilerle çalışmak çok keyifli. 
Severek hevesle yaptıklarını görünce , daha çok şey aktarmak istiyoruz biz öğretmenlerde. 

Kız erkek farketmiyor, ilgi ve yetenek varsa , harika işler çıkıyor ortaya.


Kostümleri oğlum araştırdı, bir çok yerli kıyafetini harmanlayıp böyle giydirdik. 
Bana çocukluğumun çizgi filmi YAKARİ yi hatırlattı bu bebek. 

Hızımızı alamayıp birde Hintli bebek çalıştık. Alnında beni, pullu saç aksesuarı , omuzdan detaylı elbisesi ile bu bebeği de çok sevdik. 

Saçlarını yapmaya bayılıyorum . Eskidende çok severdim model model saçlar yapmayı . Kendi bebeklerime milyon tane model uygulardım. Bazılarının saçını kestiğim de oldu hani . 

Şipşirin şeyleri çok seviyorum. Yaşla ilişkisiz bişey bu.


Burada da bir Meksika bebeği için kıyafet dikiyoruz. 

Fırfırlı ve rengarenk....

Atölyede atmosfer gün geçtikçe daha bi güzel oldu Bahar'ın gelişiyle. 
Çimenler, güneş, kapı önü sohbetleri, çay kahve molaları.... 
Yolunuz düşerse Bursa'ya bekleriz sizi de. 

Çayıra çimene karşı ışıklı ışıklı çalışmak çok hoş. 

Biten ürünleri asıyoruz duvarlara. Dönem dönem yer değiştirip geziyor evin her yerini bu ürünler. 

Baktıkça Mutlu olunası objeler hep olsun etrafımızda. Neşe ve renk katsın hayatımıza. 
Mutlu geçsin haftanız. 
Öperim göz kapaklarınızdan . 












4 Nisan 2016 Pazartesi

İKLİMLER VE İNSANLAR


İklimlerin insan psikolojisi üzerinde ne büyük etkisi var değil mi? 
Sürgün veren dallar, açan çiçekler, güneşin sıcacık ışıkları , yeşeren doğa, gelin gibi ağaçlar ,güneşin ışıkları ile daha canlı ve parlak görünen dünya, dışarıya çıkma isteği, kırlar bayırlar parklar...
Benim gibi daha kaç kişiyi Mutlu ediyor kimbilir. 

Doğanın Moda'sı ne uyumlu, ne hoş. Hangi renkle hangisini kombinlemeli diye düşünmeye gerek var mı? Her şey doğada uyumlu sanki. 

Bir de bahar yorgunluğu diye bişey var değil mi? Kışa alışan bünyelerin ılıman iklime alışma süreci mi desek daha doğru bilemedim . 
Gündüz ile gece arasındaki ısı farkı mı bizi şaşırtan? 
Motive edip kendimizi , güzelce atlatmalı bu rehavet sürecini. 

Birlikte geçirdiğimiz vakit az, oğlum eşim ve ben. Yoğun bir hayatımız var, hafta Nasıl geçiyor hiç bilmiyorum. Bir pazar günümüz var birbirimize ayırabildiğimiz. 
Elimizden geldiğince birbirimize odaklı yaşamak , pazarın keyfini çıkarmak istiyoruz. 
Yaş aldıkça konuştuğumuz konular, kaygılarımız, umutlarımız, hayallerimiz hep aynı noktada kesişiyor. 
Çocuğumuzun geleceği için planlar, kaygılar, hayaller....
Kendimiz için ise sakin , sessiz ve keyifli bir yaşam ... 
Detaylarını birlikte çizdiğimiz , şekillendirdiğimiz umutlarımız  var. 

Hala birbirimizden çok şey öğreniyoruz. 
Ve artık ergen oğlumuzdan da çok şey öğreniyoruz . İnanamıyorum bu kadar büyüdüğüne, mantıklı konuşmalarına. Yanağımdan makas alıp, beni kolunun altına almasına. 
Su gibi geçiyor ömürler . İşte neredeyse 40 oldum. Ve bunca Zaman Nasıl geçti inanın bilmiyorum. 
Sadece güzelliklerle, iyiliklerle dolu Deniz kokulu, yaprak hışırtılı, şömine çıtırtılı, ıhlamur kokulu, meltem rüzgarlı , bol yeşillikler içinde bir hayata istek duyuyorum. 
Ego , soğuk savaş, hırs ve isteklerin esir aldığı insanlardan uzak, çarşaf gibi bir denize kendimi bırakmış gibi , öyle sakin bi yaşama teslim olmak istiyorum . 
Cennet  ve cehennem insanın içinde, vicdan ve nefis bu dünyadaki melek ve şeytanımız. 
Ne kadar arınabilirsek , o kadar yalın, o kadar huzurluyuz işte. 
Vazgeçmek lazım, gereksiz herşeyden ve gereksiz herkesten. 
Eskiden kendimi anlatmak, yüreğimi dökmek isterdim, şimdilerde o bile gereksiz geliyor. Karşında seni anlaması gerekenler seni Zaten tanıyanlar.
Gerisi anlamasa da olur. 

Yaniiii bahar güzel şey demek istediğim. Umut verici bişey işte. Büyüdükçe insan , doğa ile arası daha iyi oluyor sanki. 
Avm lerde geçen hafta sonları , yerini kıra bayıra, çayıra çimene devrediyor Zamanını. 
Doğa dile geliyor sanki. 
Ve zevk aldığı şeyler değişiyor insanın, boş şeyleri , dolular yeniyor. 
Ve olgun oluyorsun. 
Bakış açın, penceren değişiyor , dönüşüyor. 
Çünkü başkalaşıyorsun, büyüyorsun,  oluyorsun, pişiyorsun. 
Tadıyla tuzuyla yoğuruluyorsun hayat merdanesinde. 
Affediyor, özgür bırakıyor, ayıklıyorsun. 
Daha net, keskin bi set, biraz hoyrat, biraz deli ...
İşte sana 40 yaş belirtileri. 
İyi geceler demiş miydim?
Pazartesi mi ? Sendrom mu ? O da neymiş? 
Mutlu rüyalar o Zaman. 



28 Mart 2016 Pazartesi

LUNAPARK DEYİNCE SADECE MUTLU OLUNURDU ESKİDEN.


Lunaparkta canlı bomba patlıyor, çoçuklar, kadınlar ölüyor.. 
Amaç? Hedef? Anlatılmak istenen her neyse, yolu bu olmamalı hiç bir insan zihninde. 

Ortam öyle kötü ki, güvensiz, huzursuz, tedirginiz. 
İzole yaşamalı diyor bi yanım. Evinde, işinde, sakin sessiz, haber kaynaklarından uzak, ne ile Nasıl mutluysan öyle yaşa diyor. 
Çiçek yetiştir, örgü ör, hiç biri olmasa hayal kur diyor. 


Motivasyonumu, enerjimi korumaya çalışıyorum kendimce. İyi günler görsün yavrularımız diye dua ediyorum.

Küçücük şeylerle Mutlu olurken, aslında herbirinin bir mucize olduğunu biliyorum.
Kuru dala can verenin, bizi koruduğunu biliyorum.

Derin bi duygusallık ile büyük bir sakinlik içindeyim bu aralar. Çok sevinemiyorum bi yanım kırık dökük. Lanetler okuyup, beddualar ediyor içimdeki insani ruh.
Bi de ne gelir elden diye Kocaman bi soru işaretim var aklımda saplı duran.

Sonra şükür sebeplerimi alıp kucağıma, yatağıma yatıyor, tüm insanlığın içine iyilik tohumları saçılsın diye dua ediyorum.
Kötü olabilirdik hepimiz , iyiliği seçmeseydik. 
Kimsenin hayatı kolaylık rahatlık içinde dertsiz tasasız geçmiyor ki, hepimizin derin izleri, hırsları, hınçları, öfkeleri var. Ama o duyguların esiri olmamak için iyiliği besledik özveriyle. 
İnsanoğlu öleceğiz hepimiz. Toprak olacağız. Bu neyin savaşı? 
Gerçekten anlamıyorum. 
Can almak bu kadar kolay mı? 






27 Mart 2016 Pazar

TAVŞAN MEVSİMİ. PASKALYA


Sevimli şeyler beni Mutlu ediyor, kutlaması, Bayram'ı inancı , amacı ile ilgilenmiyorum. 
Yılbaşında yaptığım kırmızı beyaz yeşil ürünlere, yeni yıl ışıltısını sevmeme o kadar eleştiri alıyorum ki, insanlar acımasızca yazıp çiziyor. 
Oysakiben sadece içinde iyilik , birilerini sevindirme , renk , neşe ve işçilik barındıran şeyleri seviyor ve hayatımda onlara yer veriyorum. 

Tilda bebekleri yaparken aldığım kitaplarda tavşanların kalıplarına vardı. 
Henüz bir tavşan dikme fırsatım olmadı ama hedeflerim arasında kendileri. 

Rengarenk yumurtalar, ve o yumurtalar üzerine yapılan işçilikler hayret verici. Detaylar muazzam titizlikle çalışılmış . 


El emeği her yerde öne çıkıyor. Fabrikasyon ürünlerden sıyrılıyor. Ve değer görüyor, emeği anlayan bir kitle tarafından. 

Pinterest harika fikirler ile dolu. Gerçekten akıl akıldan üstündür derler ya öyle. 
Yurt içinde, yurt dışında görsel zevkini el emeği ile birleştiren bir çok bayan harikalar yaratmış. 

Gördükçe örnekleri , her işi bir kenara bırakıp, öyle günlerce çalışmak , harmanladığım fikirlerle kendime has çalışmak istiyorum. 
Günlük telaşlar insanın aklına gelen fikirleri de alıp götürüyor.
Yemek , tertip, düzen, iş, planlar, programlar,zamanla yarış derken, yapmak istediğim fikirler uçup gidiyor aklımdan. 
O yüzden artık Kocaman bir resim defterim var, aklıma gelenleri çiziyor, bazı notlar alıyorum. Renkleri oturtuyorum aklımda. Eskiz çalışmaları yapıyorum. Bu sayede, ürün taslaklarım da arşivlenmiş oluyor.  

Biz Paskalya Bayram'ı yapmıyor olabiliriz ama kahvaltıda evin minikleri için böyle bir sunum onların iştahını açabilir bence, önemli olan niyet niyet 😉


Minik üçgen bayrakları ile bayan tavşan bitmek üzere. 
Aklımda daha neler var neler... 

Mantarıyla, tavşanıyla çok tatlı değiller mi sizcede ?
Ne ile mutlu oluyorsanız onu yapın bence. 
Boş verin dışarıdan gelen sesleri. İç sesiniz en doğru yol göstericinizdir bence. 
Bu arada okulların kapanmasına 55 iş günü kalmış. (Hafta sonları hariç) 
Yaz boyunca bölünmeden , ara vermeden, telaşsızca atölyeme Zaman ayırmak ve çok çalışmak istiyorum da. Çabuk geçsin Zaman olur mu? 
Birde bugün sevgili Gülnurcum beni acayip motive etti. Resmen akupunktur yaptırmış gibiyim iştah falan kalmadı. Umarım böyle gider. Şu psikoloji ile aç yaşayabilirim yani o derece. 
Sabah bunları hatırlayarak uyanmak istiyorum. 
İyi geceler 
Mutlu geçsin haftanız.