GEL KATIL BİZE :)

7 Haziran 2018 Perşembe

BURSA UZAY PASTANESİ İFTAR DAVETİ

Merhaba 
Eskiden ne güzel ne iştahla yazardım bloğumu.bir gün içinde  kaç yazı hazırlardım. Sosyal medya ağları geliştikçe bloglar eskisi kadar okunmaz ve dolayısı ile yazılmaz oldu. 
Ama bu yazıyı yazmama istek uyandıran harika bir davete katıldım bir kaç gün önce. 

Bursa'da yaşamış, kökeni Bursa'ya dayanan hemen herkesin bildiği, 70 li yıllarda kapısında uzuuun uzuuun kuyruklar olan Uzay Pastanesi yeni şubesinde Bursalı Blog Yazarları olarak bizleri ağırladı.

 1973 tarihinde hizmete giren Uzay Pastanesi bir çok şubesi ile hizmet vermeye devam ediyor. 
Biz Blog Yazarları yıllardır Uzay Pastanesi ile çeşitli organizasyonlarda bir araya geldik ve üretim tesislerinden, kullanılan malzemeye kadar herşeye yakinen tanık olduk. 
Bu yüzden gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki temizlik, itina, kullanılan malzemenin kalitesi ve daha önemlisi doğallığı, üretilen ürünlerin taşıma sistemini,taze ürün prensibini nasıl koruduklarını, müşteri memnuniyetini ve şikayetleri hangi titizlikle değerlendirdiklerini çok iyi biliyorum. 
Gözünüz kapalı alışveriş yapabileceğiniz, dost ve misafirlerinizi ağırlayabileceğiniz bir işletme burası.


İftar davetlerine gelince ; her davette olduğu gibi iç açıcı bir tema ile karşılandık ...
Papatyaları kim sevmez ki?
Daha içeriye girerken waaaaawww dedirten bir atmosfer hazırlanmış sarı beyaz ve ahşap sıcaklığında. 
Bulunduğumuz bölüm pastanenin TOPLANTI-DAVET salonu.
Yani izole bir bölüm. Aklınızda bulunsun 20-30 kişilik toplantı, sunum, kutlama, doğum günü  baby shower party, misafir ağırlama için size özel tahsis edilmiş bir alana ihtiyaç duyarsanız; hem şık hem konforlu,hem de kaliteli hizmet alabileceğiniz böyle bir yer mevcut Uzay Pastanesi bünyesinde.



Detaylar önemlidir. İnsana kendini kıymetli  özel hissettiren her detayın varlığından büyük keyif alıyorum. 
Hepimizin adına isimlikler hazırlanmış, minik hediyeler ve mandallı papatyalar ile şıklaştırılmış. 

Her şey öyle naif ve elit ki...
Bulunduğumuz ortamdan ,saatlerce keyif almanızı sağlıyor .

Uzay Pastanesi sahibi ve işletmecisi Hanife Hanım  her zaman mütevazı ve zarif kişiliği ile bizlerle tek tek ilgilendi o akşam .Samimiyeti ve içtenliği,güleryüzlü sohbeti ile zaman akıp geçti .
Tüm bunlar birleşince kendinizi aileden ve o kurumdan biri gibi hissediyor ve aidiyet duyuyorsunuz. 


Neden Uzay diyerek başladı sohbetimiz . 1973 yılında nasıl olmuş ta bu kadar evrensel ve sonsuzluk içeren bir isim koymak gelmiş akıllarına dedim.
Hanife Hanım anlattı .Başlangıç sürecini ve o yolda ilerlerken nelerle mücadele ettiklerini .
Araştırıp , o hikayeyi ilk ağızdan Hanife Hanımın Babasının ağzından kaleme alındığı şekliyle okumanızı isterim. Dinlerken duygulandık ...


Uzay Dondurmasının hikayesinden bahsettik sonra.
Salebin öğütülme aşamasından, gerçek meyvelerle buluşarak dondurmaya dönüşmesinden ve o dondurma için Bursa Altıparmak caddesindeki metrelerce insan kuyruğu oluşmasından  bahsettik. 
Yaşı yetenler hatırlar  o uzun dondurma sırasını. 

Ben söyle düşünüyorum, Bursamızın marka değeri yüksek firmalarına sahip çıkmalıyız .Şehrimizin ,ülkemizin emeğini  üreticisini desteklemeliyiz. Biz aynı ülkede  aynı topraklarda kenetlenerek yaşayabilecek kadar sevgi dolu bir milletiz.
Ülkemizin içinden geçtiği zor süreçleri hep birlikte el ele vererek ve çalışarak atlatacağız .
"Ülkesini en çok seven, en çok çalışandır. ."

Çalışan, üreten , hep daha iyiyi ve daha ileriyi hedefleyen insanlara saygım sonsuz. 
İşte ben bu işletmede bunu görüyorum. 
Kaliteden vazgeçmiyor,
Hep daha iyiyi hedefliyor ve bunun için çaba gösteriyor .
Prensiplerini ve değerlerini koruyor. 
İnsana kıymet veriyor.

Paranın, insan sağlığının önüne geçtiği, kar payının yükselmesi adına malzemenin kalitesinin minimuma çekildiği bu devirde , hala sizin sağlığınızı, memnuniyetinizi düşünenler varsa çok sevin onları .


Biz o akşam sadece bir iftar yemeği yemedik, beyin fırtınası yaptık, konuştuk, dinledik...

Hayatımızın yoğun iş temposu içinde, oradan oraya yetişmeye çalışırken,birilerinin sizin hayatınıza küçük bir dokunuşla harika hisler yaratması ne güzel bir şey değil mı? 

Hâlâ uzay pastanesinde yemek var mı? diyenler varmış .
Evet tabiki... 
Kahvaltı var, aperatifler var, yemek var...
Pasta zaten var.
Dondurmanın alası var.
Birde yıllardır kapıdan içeri girince ikram edilen bir limonata var.
Çocukluğumun arap kızı sakızı var kasanın yanında .
Almanyadan getirilen altın para çikolatası var, dedemin cebinde saklayıp gizlice verdiği şemsiye çikolata bile hala var....

Seviyoruz sizi Uzay...
Nezaketinizi, hassasiyetinizi, iş ahlâkınızı seviyoruz.

Siz hep bizim ağzımın tatlandırın olur mu?


Kocaman teşekkür ederiz size.


Uzun zamandır görmediğimiz dostlarla bir araya geldik sayenizde.


Sevgiyle...


Daha nice güzel projelerde
Bir arada olabilmek dileğiyle 

Görüşmek üzere:) 


2 Eylül 2017 Cumartesi

EL NAKIŞI YAPIYORUZ...





Günaydıııın...
Rengarenk bir post hazırlıyorum sizin için. Çünkü beni çooookkk mutlu eden şeylerin güzel enerjisini sizlerle paylaşmak istiyorum...


Nakış konusunda geçenlerde bir yazı daha yazmıştım. El bakışını pek sevdim diye.
Gidip rengarenk ipler aldım. Ve tabi kasnak ve kumaş. 
Yeni nesil kasnaklar pek bi rahat. 
Eskiden tahta kasnağa germeye çalışırdık. Hatta büyükler, kasnak izi olmasın diye elde işlerdi. 
O zamanlar küçüktüm ve tabiki çok gereksiz görürdüm. 
Kim bilebilirdi ki, bir gün en sevdiğim şeyin el işleri olacağını.


Dönelim nakışımıza ;
Kumaşı kasnaktan biraz daha büyük kestim. Ve kasnağa gerdim.
Iki üç türlü kumaş aldım. 
Biri işlemeye uygun. 
Diğerleri daha diri kumaşlar.
Kimini broş yaparım, kimini dikerim ... bilmiyorum aklıma geldikçe yeni birşeyler çıkar ortaya.



Kasnak üzerine işlemek istediğimiz deseni kabataslak çiziyoruz. 
Basit bi yaprak, basit bir çiçek...
Sonra farklı işleme tekniklerine göre renklerle dans eder gibi işliyoruz.
Eğer hiç bir bilginiz yoksa nakışa dair ;
Internette videoları, adım adım görselleri mevcut.
Hatta pinterest derya deniz bu konuda.


Renklerin canlılığına bakar mısınız?

Kurdele nakışı ile el nakışı bir arada çok güzel olmamış mı?
Bende benzer renkleri aldım. Arı en favorim. 
Sanırım hemen bir arı broş işlemek istiyorum. 



Morun tonları ile lavantalar demet demet , ve üzerine sarı bir arı.. 


Mor ve sarı kardeşliğini severim.


Evde sakin sessiz , tv olmadan bi başıma kalıp, sevdiğim el işlerini yapmak beni en çok dinlendiren şey diyebilirim. Işini gücünü bitirip, bi de yanına çay demleyip, kes, dik, ör, işle...


Bende işin uzmanı değilim. Sevgili Zeliha Hanım sayesinde merak sardım. 
Daha önceleri de elime alıp işlemişliğim vardı. Ama üzerine fazla eğilmedim. 
O dönem goblen ve kanaviçe işlemek daha cazip gelmişti. 
Ki çok severim çarpı işini. 


Şimdi mavili bir pano var aklımda.

Buna benzer bir pano işleyip, bir gömleğime aplike etmek istiyorum. 
Daha aklımda neler var da...
Zaman lazım tabi.
Ama yaptıkça sizinle paylaşırım. 
Bugün kurban bayramının ikinci günü.
Bayramlarında tadı yok değil mı?
Son iki günüm kaldı okula başlamak için. 
Gerçekten sabrımın son demlerindeyim. 
Alışmışım ben sistemli yaşamaya. Kalkma saati belli olacak cak, günün planı daha sabahtan belli olacak, günü verimli geçireceksin. 
Amacın , hedefin olacak. 
Keşke daha rahat bir yapıya sahip olsaydım. Sakin ve keyifli geçseydi zaman. Ama babama çekmişim annem öyle diyor.
Kendine huzur vermeyip, arap atı gibi koşturmayı seviyorsun diyor.
Yapı işte değişmiyor ki.
Sonuçta 5 yaşından beri okulluyum ben. Uyumak istesem de saat 6 da açılıyor gözlerim. 
Deniyorum relax olmayı, ama o an aklıma bişey geliyor ve hemen kalkıp yapmak istiyorum. 
Sabırsız mıyım neyim.
Velhasıl nakış güzel bir hobi diyecektim aslında, sohbet nereye geldi.  
Mutlu geçsin bayramınız.
Öperim göz kapanlarınızdan. 





30 Ağustos 2017 Çarşamba

YÜN KEÇE İLE PANO YAPIMI

Yıllar yıllar önce keçe ile ilk temasım yün keçe ile olmuştu.
keçeye başlama hikayem aslında çok özel. onu da ayrı bir post olarak yazarım size.
yün keçenin kokusu dokusu bana ortaokul ve lise yıllarında halk oyunları ekibinde oynarken giydiğim kostümlerin kokusunu hatırlatır.işte bu yüzden ayrı bir severim keçe ve antika kokusunu.
antikacılara girip çıkmışlığınız varsa bilirsiniz. sandık kokusu gibi kokar o tür dükkanlar.
bende antika severim, eski severim...





ham keçe ile 2000 yılında  başlayan serüvenim hala hevesle devam ediyor.
ama yıllar geçtikçe ve talep sentetik keçeye yöneldikçe ham keçe ile vedalaşıp istek doğrultusunda ilerlemiştim.
ancak nerede yün keçe görsem , bana göz kırparak çağırıyor gibiydi.
Bursaya workshop için gelen Fatma Hanım ile bu işe tekrar ucundan kıyısından bulaşmaya karar verdim ve Hayat Ağacı Atölyesinde yapılan çalıştaya katıldım.






Daha başlarken harika renkleri beni cezbetti bile.
Sonra uygulama tekniğinin ne kadar zevkli olduğunu görünce ,
bayıldım bu kasnak panoları yapmaya.
Bir kaç saat nasıl hızla geçti anlatamam.


Keçe İğnesi dediğimiz ince uzun bir iğnesi var.
Kullandığımız keçeler doğal keçe.
Ancak Nako Keçe veya Kartopu Keçe de kullanabilirsiniz.
Eğer denemek isterseniz iğneleri yedekli alın derim.
Bazen sert bir vuruş iğneyi kolayca kırabiliyor.
Yün keçelerde hangi renkleri alacağınıza karar veremezseniz,
deniz , toprak, gökyüzü, güneş, ağaç  gibi temaları düşünerek hareket etmenizi öneririm.
bir de  ten rengi olmazsa olmazımız.




Fatma Hanım çok iyi bir öğretici.
İşini zevkle ve severek yapıyor gerçekten. enerjisi de çok güzel. birde naif.
Öğretmekten zevk aldığı belli.



kalın keçe zemin üzerine manzara çalıştık biz.
Önce gökyüzü ile yer yüzünü ayıran bir çizgi belirledik.
sonra zemine yeşil, göğe maviyi döşedik.
Keçe iğnesi ile tıktıkladık.
sonrası aslında hayal gücünüze kalmış.



güneş kuşlar, ağaçlar, çiçekler, dağlar,kırmızı bir mantar yaptık...




birde kitap okuyan cüce koyalım dedik.
Tüm manzara kolaydı da cüce yapımı biraz detaylı ve el becerisi gerektiren bi objeydi.
Onu da keyifle tamamladık.



Panomuzu keçelemeyi bitirince, eskilerin un eleği olarak kullandığı tel kasnak içine oturttuk .



Hem yuvarlak bir form olduğu için,estetik ve sıra dışı oldu,
hemde asmak için ayrıca bir halka takmaya gerek kalmadı.
Birde keçenin doğal yapısı ile ahşap sıcaklığı birbiri ile özdeşleşti.
Tahta keçeye çok yakıştı.
Dilerseniz farklı formlarda da çalışıp çerçeve yaptırabilirsiniz tabii ki.



Bu tekniği öğrencilerime de öğreterek, hayalindeki resmi keçeleyerek yapmalarını istemek harika bir fikir olmaz mı?

Bu havalara uçma hali , yeni bir şey öğrenmenin verdiği mutluluktan.
Bir işi daha başarmanın hazzı ile , becerilerim arasına bir yenisini daha katmış olmanın verdiği huzur.


Kurs bitiminde anı fotoğrafı çekmeyi de unutmadık tabi.
Böyle becerikli ve girişimci gençleri gördükçe , gelecekten umudum artıyor.
el emeğinin , sanatın, değeri veriliyorsa bu gençler teşvik edilip destekleniyorsa, ne mutlu...

Çocuklarında rahatlıkla yapabileceği bir çalışma olduğu için anne coçuk etkinliği halinde de düzenlenebilir.


Kurs sürecinde, öncesinde ve sonrasında, harika ev sahipliği ile bizleri ağırlayan Hayat Ağacı Atölyesine, taa uzak diyarlardan bize malzemeleri taşıyan Fatma Hanım'a,sabırla öğrettiği, bildiklerini aktardığı için çok çok teşekkür ederiz.
aklımda binbir çeşit pano yapma fikri var. Ama oradan oraya koşturmaktan henüz zaman ayıramadım.
Yapar yapmaz aşamaları ile sizlerle paylaşıcam..
Öperim göz kapaklarınızdan.
Tatilin keyfini çıkaralım.
az kaldı ders zilinin çalmasına.
Sonra maraton başlıyor.
Ama inanıyorum. Harika bir yıl bizi bekliyor...

29 Ağustos 2017 Salı

HAYATIMIN PASTASI VE SÜRPRİZ DOĞUM GÜNÜ


Neredeyse bir yıl olacak.geçen yıl harika bir doğum günü süprizi ile beni şaşırtan dostlarıma teşekkür ederim.

Bildiğiniz üzere inat ve hırslı bi ekim kızı, tüm özelliklerini taşıyan bir Akrep burcuyum.
Öyle süslü , gösterişli her şeyi severim.
Bu pastayı internette görüp benim olmalı diye iç geçirmiş , aynı oranda hayran kalmıştım.
Facebook'ta bu pastayı paylaşıp , bu yıl için pastamı buldum yazmıştım. 

sevgili dostum  Ayşe Aktaş , Bursamızın markası haline gelen Nevale'de bu harika pastayı yapmış , ve yakın dostlarıma haber verip süpriz doğum günü düzenlemiş.



Yüz ifademden sanırım ne kadar mutlu olduğumu görebiliyorsunuz.
pastanın şahaneliğine mi, yoksa masada toplanmış dostlarıma mı sevinsem bilemedim.
sanırım en güzel doğum günü süprizimdi bu.




dikiş makinesi ile makası , kumaşı ile makarası, iğne yastığından danteline kadar beni bu kadar güzel yansıtabilirdi.


hep çok şükür ediyorum etrafımı saran güzel insanlar için.
sevilmek büyük bir nasip bence.
çok şükür ki yüreği güzel, niyeti iyi, güzel bakıp güzel görebilen insanlar ile dolu etrafım.
insanin imdat dediğinde koşacağını bildiği dostları olması ne büyük bir güven veriyor insana.


ben inanıyorum birlikte çok daha güçlüyüz.
birbirimizi daha iyiye ve daha doğruya sevk etmek için varız.
daraldığında ferah nefes aldırabilen,
karamsarlığa kapıldığında aydınlık bir bakış açısı gösterebilen, düştüğünde kaldırabilen,
ağlarken güldürebilen,
her şeyden önemlisi
SEN ÜZÜLME , BEN VARIM 
diyebilen insanlar olsun hayatınızda.



ben bu fotoğrafların çekildiği gün o kadar mutluydum ki,
kendimi özel ve değerli hissetmenin ne kadar iyi geldiğini anlatmam mümkün değil.


herkesin yüreğinin ve niyetinin ekmeğini yediğini düşündüm her zaman.
içinde kötü niyet barındırmayan insanların er geç hak ettikleri yaşamı ve değeri yaşadığını gördüm.


hayata iyimser tarafından bakıp, yaşama tebessüm edersen, hayatta sana gülümsemeyi öğreniyor.
etki tepki prensibi giriyor devreye bence.



dilerim ki yüzünüzü güldürenleriniz bol olsun.
sizi mutlu etmek için çaba harcayanlarınız bol olsun.
yüreğinizi görebilen ve sizi olduğunuz gibi sevebilenleriniz bol olsun.
her yanlışınıza, her hatanıza,
sevmediği her huyunuza rağmen arkanızda durmayın tercih eden ve sizden vazgeçmek için bahaneler aramayan sevenleriniz olsun.




bence her insanı ehlileştiren, sakinleştiren, iyi yürekli yapan, iyileştiren tek şey sevgi...
koşulsuz ve şartsız sevgi.
ne başarısız olman, ne hata yapman, ne beni kırmış olman, ne istediğim gibi biri olmaman sana olan sevgimi değiştiremez.
ben seni her halinle seviyorum ve bu asla değişmeyecek deseler, kimse ile kıyaslamadan, beklenti ve çıkarlarına göre kategorize etmeden, bahaneler aramadan sevebilse herkes birbirini ne güzel olurdu dünya...



hepimiz bazı şeylere kırılıyoruz, alınıyor ve güceniyoruz. bazen bir kaç adım geri çekiliyoruz.
konuşmak ve çözmek yerine mesafeler koyuyoruz.
eğer karşınızdakini gerçekten tanımak isterseniz,
özüne inebilirseniz,o kişinin yaşanmışlıkları yüzünden böyle davrandığını , kasıtlı olmadığını anlayabilirseniz,
sevmekten ve yanında olmaktan vazgeçmiyorsunuz.
insan olmak hata kusur aramayı değil , ayıbını eksiğini örtmeyi gerektirir.
hiç bir şeyin tesadüf olmadığına inandığım şu üç günlük dünyada, yollarımın kesiştiği herkesi sevgiyle kucaklıyorum.
iyilerinde , kötülerinde bana bişeyler öğretmek için hayatıma entegre olduğuna inanıyorum.
bazılarına tecrübe diyorken, bazılarına dost diyoruz.
ve dostlar iyiki varlar...
bazen bir kucaklama, bazen sırtınızı sıvazlaması yetiyor.
uzakta ise bir telefonu, geçecek deyişi, sakin ol telkini iyi geliyor.


dostlarım , iyi ki varsınız. 
varlığınız benim için büyük güç...
içimdeki sevinç ile yüzümdeki gülümsemenin kat ve kat size yansımasını diliyorum...
sizi seviyorum....