GEL KATIL BİZE :)

16 Temmuz 2013 Salı

COŞTUM BEN...


ahh annem...
ahh anneannemm...
ben var ya yatıp kalkıp size şükrediyorum..
böyle bir neslin torunu ve evladı olduğuma..
pozitif atalarım benim..

hani olumsuz bi tek cümle kursalar ya...
nerdeee...

bizde yok öyle şeyler.
yapamazsın beceremezsin, üstesinden gelemezsin...
kim demiş onu?

istedikten sonra herşeyi başarır yaparsın denir bizde.

bir hevestir başladı bende dikiş hevesi.
annem yıllarca dikiş dikmiş biri olarak pek öğreneyim istemedi dikiş dikmemi.
bilirsen dışarıda satılan her şey pahalı gelir, uğraşır durursun,
öğrenmeyiver oda eksik kalsın dedi hep.
para kazanıyosun, al giy geç..
nitekim, yaptığım ürünleri hep elde diktiğimden bu ara yine kolum boynum SOS vermeye başladı.





ben taktım bu makine işini,
alıcam bi dikiş makinesi dikicem işte.
anneme dedim ki,
Anne:
alsam dikemezmiyim sence?
kullanamaz mıyım dikiş makinesi,
annemde koca bir kahkaha,
hahayyttt koskoca arabayı kullanıyosun , dikiş makinesi mi kullanamıcan kızım dedi geçti..

işte bu kadar...
anneme göre zorluk diye bişey yok...
yapanlar nasıl yapıyo? hııı efeniim?




bastım gittim singere..
ben makineleri öle milyar falan sanıyorum tabii.
artık kaç liraysa da alıcam yani, koydum kafaya...



adam demez mi 350 lira diye..
kocaman bi nassı yaniiiiii
demişim ..
:))))))))))

taksitleri mi dedim..
yok tamamı dedi..
ana!!!!
peki dedim alıyorum..
model dedi?
düz diksin, zik zak yapsın falan dedim..
aldım gitti...
makine eve geldiğinden beri bende dur durak uyku yok...
sürekli ne diksem ne diksemmm? modundayım..



dikip dikip astım,
baktım baya sipariş var,
yetişemiyorum,
anne imdaat
al makineni gel...
annem bi yandan ben bi yandan , benim paşa oğlum bi yandan başladık üretime...
ÜÇ NESİL ÜRETİYOR YANİ.



Asilim de çok seviyor bu işleri...
var onun da bir tasarımcı tarafı bence..
o kadar keyifli bir gün geçirdikki...
işte diyeceğim o ki,
ben hobileri olan bir anneannenin,
sınır tanımayan, zor kelimesi kullanmayan kızınızn kızıyım...
hobileri olan insanlar depresif olamıyor,
istesede olmuyor işte...
bazen öle yağmurlu havalarda içim kararır gibi olur,
arkadan pat GÖKKUŞAĞI çıkar,
işte yine renklerin oyunu...
içim açılıverir.
yani benim karamsarlığım yağmurla gökkuşağı arasında...
çok şükür ya...
vallahi.
içimi dışarı yansıtan bişey olsa keşke...
hani o ultrason gibi,
duyguları resmedip dışarı döken bi cihaz olsa,
kesin bozulurdu,
bitmiyoki içimdeki enerji ve hayaller...

hep bi bayram havası...
hep bi çayır çimen, hep bi ışık topu,
öle kocamaaan bi allah sevgisi,
bide insan sevgisi...

çok sevdiğim insanlar var ya hayatımda,
öyle fena sıkı sarılıp, öle sıkı öpesim var ki, bazen kirpiklerinin her birimi öpsem yine doymam heralde diyorum...
omuzuma yaslansınlar,
dizimde uyusunlar,
karşılıksız ve çıkarsız sevgiyi hissetsinler istiyorum...
hiç üzülmesinler,
yada elimde sihirli değnek olsa da ,
sıkıntılarından üzüntülerinden arındırıversem onları,
ağzını yüzünü sıka sıka seviyorum bazen nöbetlerde öğrencilerimi...
alıştılar artık.
yumup gözlerini, hırpalanmaya bırakıyorlar kendilerini.
ben böyleyim arkadaş,
uzaktan uzaktan sevemem öle
dokunmam gerek, severken azcık çırpmam hırpalamam gerek...




ah kocam benim...
bir pazar olsun bana kahvaltı hazırlatmayan, bulaşık yıkatmayan canım benim...
elifçim be, bütün hafta yoruluyoruz, hadi hazırlan da çıkalım , şöyle otur kalk otur kalk yapmadan bi ağız tadıyla kahvaltı edelim deyip,
beni oradan oraya taşıyosun da, her isteğimi elinden geldiğince yapmaya gayret ediyosun ya,
sağol hayatım...
allahım razı olsun senden emii.

inanın eğer oğlum ve eşim bu denli destek olmasa bana, ve anlayışlı davranmasa ben bu işlere zaman ayıramam...



kafamda bir sürü fikir...
hangisini ne zaman yapsam, nerden başlasam bilemedim kiii...
bi birine gidiyor elim bir diğerine..



sonra kargo zamanıııııı
o paketler heyecan götürsün, enerji götürsü, şans götürsün herkese...



mis kokulu tombik keseler yapıyorum bu ara..
iğnedenlikler...
neşeli şeyler...
evin her bir yanında rengarenk bişeyler.
hepsi canlı gibi..

hani hercai menekşelerde bıyıklı gülen adam varmış gibidir ya.
bi tek ben mi benzetiyorum yoksa.
hani sarı ve mor karışık.
annemin çiçeklerinde hep birer insan figürü görürdüm.
sanki gülümsüyorlar gibi.
aynen işte öyle 
matruşkalar birer çanlı gibi , hanımlığını bozmadan tertipli tertipli duruyorlar işte, bakıyorlar ordan,
baykuşların aklında hep bi hınzır fikir var gibi cingöz cingöz...
hahayyytttt

konuşsalar tam olacak..
bunlarla uğraşıp mutlu olmamak mümkün mü kiii???

zaten mutsuz birinin bu denli detayla uğraşması çok sıkıcı olurdu heralde..
insan moralsizken üretemiyor ki zaten..



ilham denilen şey de aynı benim gibi
enerji seviyor, güneşi seviyor, heyecanı seviyor...
onlar yoksa,
gelmiyor ki..



bunlarda hanım kızlar işte..
kapı sarkacı..
aslında yaparken aklımda hep verandalar, yazlıkların bahçeleri var.
altlarına birer minik çan...
estikçe deli bahar, şıngırdasın dursunlar...




ve çanta ....
ben küçük bi kız olsaydım, ve böyle bi çantam olsaydı, heralde onunla yatardım...
ciddiyim..
eskiden bayramlık ayakkabılarıma sarılıp yatardım...
o zamandan belliymiş zaten benim ayakkabı tutkunu olacağım..
o yüzden böyle bi çanta yapayım dedim..
nitekim, prenses gibi bir hanım kıza gitti çanta..



dedim ya evin her yeri deli duvarı gibi diye..
seviyorum ben bu halleri.
nerde hareket orda bereket işte..
onlar orda öylece duruyorlar mı sanıyorsunuz?
ben başka bişeyle ilgilenirken bir curcuna, bi sohbet ki sormayın.
ne zaman onlara dönsem çıt çıkarmadan bana bakıyorlar..

onların keyfi yerinde..
(ayy okuyanlar da bu elif  delirmiş diyecek..)
yok yahu...
ben sadece cisimlere kişilik yüklüyorum..
o kadar..
güneş mesela..
en belirgin özelliği göz kırpması.
hani bi görünüp bi kayboluyor ya bulutların arkasına.
göz kırpıyor işte, en sevdiği oyun saklambaç..
neşeli bir karaktesi var..
oyuncu..
komik, 
sıcak kalpli,
mesela yağmur..
hüzünlü işte,
meleklerin arkadaşı bence.
yoksa onca melek yağmur damlalarının inmesine yardım eder miydi?
biraz yalnız belki, ya da terkedilmiş..
duygu yüklü biri olmalı..
rüzgar mesela..
kararsızın teki.
bi ordan eser bi burdan,
bazen sinirlenir kasıp kavurur..
öfkeli işte..
ohoooooooo bende hikaye çookkk...
yani kısacası canlı yada cansız etrafımdaki her nesnenin bi duygusu var.
ve tabi bir enerjisi.
ben şuna çok inanıyorum ki,
ben o ürünleri yaparken ne kadar eğleniyor, ne kadar heyecanlanıyor, ve onları ne kadar seviyorsam, aynı enerjiyi satın alanların evlerine de taşıyorlar...





yaa işte böyle benim dünyam..
azıcık deli olmayanların yaşamı zor olmalı..
delilik güzel şey.
içmeden çakırkeyif olmak gibi,
her an aşık gezmek gibi,
yaşama dört elle sarılmak gibi..



renklerle arkadaşlık başka bişey..
seviyoruz birbirimizi biz..




ve ben çalışırken aklıma hep güzell şeyler geliyor..
hep umutlu, hep neşeli, hep ileri...
sizinde içinizi sarsın bu deli düşünceler emi....
açın kapılarınızı sonuna kadar keyif girsin içeriiiii....

KİŞİYE ÖZEL ÇALIŞMAK BAŞKA ...


bazen seri üretir gibi bir üründen bir çok yapıyorsunuz..
bazen toplu bir sipariş, yada bir cemiyet için çok adetli ürün yapmak gerekiyor.
o başka,
ama size gelen müşteri ,
hediye yaptıracağı kişinin özelliklerini anlatıyor,
ve sizin aklınızda bir tasarım beliriyor ya,
işte tamamen o kişiye özel çalışmış oluyorsunuz.
el emeğiniz, onun karakteriyle özdeşleşince,
o başka bir duygu yaşatıyor insana.



yaptığım ürünleri bazen canlı canlı görme şansım oluyor kişi üzerinde.
bazende bana fotoğraflarını gönderiyorlar,
el emeği ile üreten biri için,
geri dönüşler çok önemlidir.
küçük bir not, kısa bir mail, o anda çekilmiş bir fotoğraf , belki bir teşekkür,
yada bir elinize sağlık...
işte tüm yorgunluğun bittiği an, o an...


yaptığın ürünlerin şaşırtan etkisini yaşamak,
mutlu eden yüzünü görmek,



neşeli hallerine tanık olmak,



yarattığı heyecan...
işte bunlar çok etken üretmeye devam etmek için.
karşınızdakinden aldığınız her olumlu dönüt, sizi bir sonraki üretim için iştahlandırıyor..




kumaşlara , keçelere daldım mı ne uyku geliyor, ne de açlığın ,
bunlar var ya herşeyi unutturuyor ...

bir bakıyorsun yine gün ağarmış ve sen hiç uyumamışsın...






BURSA CROWNE PLAZA OTEL'İN BURSALI BLOGGERLAR İÇİN DÜZENLEDİĞİ İFTAR YEMEĞİNDEYİZ..


BİZ BLOGGERLAR ,
bir gün blog terimi ile karşılaşıp, dijital ortamda günlük tutar gibi içimizden geldiğince yazmaya şlayarak, birbirini bulan bir kaç kişiydik, gün geçtikçe çoğalan sayımız ve paylaşımlarımız sayesinde
şimdi birbirini seven, özleyen, destek olan bir aile gibi olduk.

blog yazmak artık günümüzde öyle bir hal aldı ki,
her tür ilan ve reklamdan daha etkili bir yöntem haline geldi .
günde binin üzerinde tıklanan ve okunan bloglar sayesinde farklı bir dünyaya açılan değişik bir kanal oluştu.

biz bursalı bloggerlar olarak bu gece 
bursa CROWNE PLAZA OTELİN davetlisi olarak iftar yemeğinde bu iki zarif hanımın rehberliğinde konuk olduk.

oldukça keyifli saatler geçirdik...
öncelikle sıcaklığı, misafirperverliği ve hediyeleri için çok teşekkür ediyoruz.
Hülya Hanım'a bu organizasyon için, 
daveti için ayrıca kucak dolusu sevgiler gönderiyoruz.






otel çalışanlarının kapıdan henüz girmeden başlayan nezaketi,
güler yüzlü tavrı ,
özellikle dekorasyonu, ferahlığı, ama değinmeden geçemiyeceğim avizeleri,
ikramda ve hizmette kusur etmeyen personeli,
ile bize ayrıcalıklı olduğumuzu hissetiren bir gece yaşattılar.

eğer Bursa'da konaklama ihtiyacı duyarsanız bence tereddütsüz gidebileceğiniz otellerden biri..



bizler hemen hepsi mesleğini icra eden, girişimci ve sosyal bayanlarız,
hayatın güzel yanlarını yaşayabilme fırsatlarımız olduğu için tanrıya şükrediyoruz.
evet yoruluyoruz, gerek işte, gerek evde, gerek trafikte...
ama yaşamın en keyifli anlarını da kaçırmadan yaşamaya gayret ediyoruz.
etrafımızdaki arkadaşlarımızın fikirlerinden, verdiği destekten, varlıklarından güç alıyoruz ve elele yükselme çabasındayız.



bir araya geldiğimizde,
hayattaki rollerimizi, şapkalarımızı, sorumluluklarımızı çıkarıp bir kenara bırakııyor,
yalın halimizle orada oluyoruz..
F vitamini denilen şey var ya hani, dostlarla geçen o tatlı zamanda f vitamini alıyoruz.



güzel olan her şeyi seviyoruz..
sunuları harika yiyecekler gibi,



böyle içten gülüşleri gün içinde yaşam telaşına feda edip,
kendimize ayırdığımız bu güzel atmosferlerde geri kazanıyoruz..



ömrümüz diyet yapmakla, dikkat etmekle geçse de,
bazen karşı koyamadığımız şeyler olmuyor değil...
SALATALIK NİYETİNE diyerek yiyoruz..
ertesi gün bin pişman olacağımızı bilerek hemde :))



sohbetimize eşlik eden billur sesler ,
hala kulaklarımızda hoş bir tını olarak kalmışken,
henüz yediğimiz lezzetlerin tadı damağımızdayken,
gecemize emek veren ses sanatçılarına, saz sanatçılarına, ve o mis yemekleri hazırlayıp sunan,
o değerli personele de teşekkürlerimizi sunuyoruz...



zaten lezzetli olan yemeklere ,
o güzel sohbet ve hoş paylaşımlar da eklenince,
galiba daha bir tatlı geliyor herşey..




biz bloggerlar yaşadığımız anları anıya dönüştürmek için fotoğraf çekiyoruz.
bizim gördüğümüz yaşadığımız güzellikleri, kendi gözümüzden başkaları ile paylaşabilmek için...


yeni fikirleri,
yeni trendleri,
yada bir çiçeği, bir böceği...
estetik olan, ilgimizi çeken herşeyi...









gece dair tüm detayları ,
emek verilerek yapılmış her şeyi,
tek tek çekiyoruz..



bu arada aramıza yeni bir blogger katıldı...
henüz bir aylık olan ÖMER bebek,
annesinin hamileliği boyunca bir blogger olarak sürdürdü yaşamını..
artık dünyada...
annesine eşlik eden en minik bloggerımız o bizim..
gece boyunca sakinliğini koruyarak,
bize müsade ettiği için onu öpüyoruz..
















kısacası 
biz bu gece uzun aradan sonra bir araya geldik ve oldukça keyifli saatler geçirdik..
blog kültürünün yayılması, doğru anlaşılması dileğiyle,
mutlu bir crowne akşamından iyi geceler diliyorum...
sağlıkla kalın..



10 Temmuz 2013 Çarşamba

TİRİLYE KADINLARI İLE KALKINDIRMA KOOPERATİFİNDE KEÇE KURSU...


tirilye gezimizde enfes çiğ börekleri ile tanıştık önce..
sonra sohbet koyulaşınca keçeden konuşmaya başladık.
baktım aynı dili konuşuyoruz.
keçeden yapılmış bir kaç süs eşyası gördüm satış standlarında,
kim yapıyor diye sordum ,
biiiz dediler.
öğrenmek ister misiniz dedim..
eveett dediler.
sosyal sorumluluk projesi ile karşı karşıyaydık işte..
gönüllü gönüllü öğretirim dedim..
beni davet ettiler..



derneklerine gittim, toplanmışlar beni bekliyorlar. ellerinde keçeleri ve makaslarıyla..
ilk tepki şu..
aaa biz daha yaşlı birini bekliyorduk.
ben kooperatiften iki bayanla görüşmüştüm.
ama gittiğimde 10 -12 kişi vardı.
keçe hocası gelecek deyince,
herkes öyle orta yaşlı bir el sanatları hocası beklemiş meğer..

önce tanıştık,
sonra konuştuk ve derse başladık.
çok hevesli ve bir o kadar da azimliler.
ellerinde makas hızla öğrendiler.
kestik diktik, slikonla yapıştırdık..




gün bitiminde yine herkesin yüzü gülüyordu..
yine gelin Elif hocam dediler.
ben de onlara ben sizi bursaya bekliyorum dedim..

şimdi ürettiklerini
tirilye çamlı kahve karşısında satışa sunuyorlar..
yolunuz düşerse, erişte, mantı, çiğ börek denemeden gelmeyin...

YİNE DÜŞTÜK YOLLARA...

Biz böyle 3 kardeş yollara düşeriz bazen..
birlikte geçirdiğimiz bir kaç günlük minik tatillerde , birbirimizi ne kadar özlediğimizi anlarız.
konuşuruz, güleriz, şımarırız.
yeniden çocuk oluruz.
aynı evde büyümüş üç kardeşin ne çok anısı olur düşünsenize..
yıllar öncesine gider , şimdiki zamana geliveririz bir anda.
bazen kız kardeş özlemim depreşse de iki erkek kardeşin tek kız kardeşi olmanın keyfi başka galiba.
hadi gidelim mi deyip,
eşleri, çocukları selamlayıp çıktık yola...



önce susurlukta bir mola ,
sonra uzun uzun yollar...
palmiye iklimine gidiyoruz.
ama rotamız belli değil.
sadece ege işte...



o benim abim...
yol boyunca şöförlük konusunda bana yine bir çok şey öğretti.



akhisar da mola...
hadi birer çay içelim..

orada ipek'e uğrayalım dedik..
ve bastık manisaya...



ipeğimin kapısında bir yazı..

KIZIMIZ UYUYOR LÜTFEN ZİLE BASMAYINIZ..



Benim için süper bi bahane oldu bu.
telefondan mesaj yazdım .''ipeeeekkk kapıyı açar mısın?



işte bu nassııı yaniii?
şaşkınlığı ile 
amacına ulaşmış ben...



selin kuzusu şaşkın...



ipeğimde bir tatlı moladan sonra ,
kardeşim izmir gecelerine akmayı teklif edince,
rota izmir oldu...



kıbrıs şehitleri caddesinde, keyifli saatler geçirdik..




ve ver elini TİRE...
oralara kadar gitmişken anneanneye uğramazsak olmazdı.
kıyamam o kadar sevindi ki bizi görünce,
hemen lokmacıyı aradı.
'''torunlarım geldi,
gel de bizim sokağa, lokma ediver...'''
lokmacı öğlene doğru geldi,
sokakta şenlik başladı, gelen geçen arabalar, sokakta yürüyen insanlar, oynayan çocuklar, konu komşu,
herkese yetti lokmamız..





lokma bahanesi ile,
bizde kuzenler ile anneannede toplanmış olduk.
kimi subay, kimi öğretmen, kimi ressam, kimi turizmci, kimi hemşire...
hepsi meslek sahibi olmuş ve başka şehirlerde yaşayan torunların tesadüfen izinde orada toplanmış olması da ayrı bir güzellik oldu..



anneannemiz bizi akşam yemeği için dışarıya çıkardığında,
bizde onu leydi gibi gezdirdik.
yaşlılık zor , yalnızlık daha zor.
yaşı 80 in üzerinde olmasına rağmen hala pozitif ve gayretli, yalnız yaşayan biri o.
gözü yollarda tabi..
gel götürelim bursaya dediğimizde 
her yaşlının bahanesi gibi,
çiçeklerim ölür dedi..






ve tabiki tire sandaviç...
olmazsa olmazımız o bizim..



sonra yine düştük yollara...
keşke kameraya çekip yayınlasamda 
yol boyunca , ne kadar eğlendiğimiz, ne kadar güldüğümüzü görebilseniz.
kardeşlerimle bu kadar güzel paylaşımlarım oldukça, oğlumun tek çocuk olmasına üzülüyorum aslında.
ama, zaman bizim zamanımızdaki gibi değil.
o yüzden bir yetişsin 
pir yetişsin istiyorum.
gerçi, kendisininde kardeş lafını duymaya pek tahammülü yok..



geçen yıl yaşadığımız trafik kazasından sonra,
oldukça korkar oldum hızdan.
yol boyunca abime ve kardeşime yavaş, nolur yavaş diye
telkinlerde bulunurken
ikisi birden geç sen kullan deyince ,
geçtim direksiyona,
amanınnnn 

bu defa tam tersini onlar bana yapmasın mı?

abla bassss
bas eliifff....

arkamda ve yanımda sürekli hadi basss diyen
iki kişi
amaçları korkumu yenmemi sağlamakmışşş....


zaten amacımız arabayı açmaktı.
henüz 3000 kilometre ulaşmamış olan araç daha hiç hız görmedi..
işte bu yüzden motoru açmak lazımmış. korka korka bastım gaza.
160 ı görünce,
ayağım frene gittikçe 
''çek ayağını frenden diye uyarıldım..
korkumu yendim mi bilemiyorum.
ama artık trafikte çok daha temkinliyim..



rotamız çeşme ve alaçatıydı.
denizle kavuştuk..
çeşme alaçatıya göre çok daha sakin kalıyordu.
4 günlük bu güzel tatilden hepimiz çok keyif aldık...




onları öyle izledikçe 12-13 yaşlarımıza döndüm..



kumuyla deniziyle oldukça güzeldi..


kardeşim daima şaklabanlıklarıyla,
komik cümleleriyle
bizi karnımız ağrıyana kadar güldürür.
bu gezide de durum değişmedi.



olabildiğince gezdik, çeşme ve cevresini,
ama alaçatıdaki kalabalığı ve izdihamı hiç bir yerde görmedik..





değirmenleri ile ünlü alaçatıda moda ve sanat festivalimde tanıdık yüzlerle karşılaştık...




duran kadın eylemi vardı alaçatının çarşısında..



sokaklara kadar taşan masalar, rengarenk butikler, takı ve mayo dükkanları,
barları,
taş evleri, dar sokakları ile
otantik bir atmosferi var..



yine çarşılarda hediyelik eşyalar satan dükkanlar beni cezbetti..



renkler uzaktan pişşt pişştt diye çağırıyor böyle yerlerde beni..




biri kırmızı beyaz bu abajuru koymuş mu vitrine..
amanınnn deyip koştum yanına..



ürünlerini ve tarzını oldukça beğendiğim mağaza TAKA...
bursada pembe çarşının içinde var aynı mağaza..
renklerine ve bu koleksiyona bayıldım..
yazın rengi SARI...




değişik görüntüler de vardı işte böyle..

kısacası biz bu gezide,
sanırım 10 yaş gençleştik..
çünkü üçümüzde de uyandırdığı his, aynı evde yaşadığımız zamanlardaki gibiydi.

abim ve ben 14 ve 13 yılı bitiriyoruz evlilikte.
kardeşim ise orta okuldan sonra yatılı okumuştu..
bizler ise evlenmeden önce farklı şehirlerde üniversiteler kazanmış liseden sonra ayrılmıştık.
94 yılından beri aynı evlerde yaşamayan üç kardeş olarak,
birlikte ve başbaşa geçen 4 gün demek , çok şey demek...

kardeşleri olan ve bu yazıyı hasbel kader okumuş olan herkese tavsiye ederim..
kardeşlerinize daha çok zaman ayırın..

mutlu bir yaz olsun..
bayram sonrası yine farklı tatil postları ile buradayım..