GEL KATIL BİZE :)

13 Nisan 2016 Çarşamba

GÜCÜN KAYNAĞINA İNERSEK !!!


Atölyede harika bir gün geçirdik dün. 
Bir yılı aşkın bir süre her hafta bir araya geldiğimiz eski dostlarımı bu kez atölyemde ağırlama şansı buldum. 
Birbirimize iyi geldiğimizi bi kez daha anladık. Çok verimli be keyifli geçti günümüz . Yaklaşık 6 saat birlikte çalıştık ve ara vermeden ürettik. 
Öyle güzel bir sinerji vardı ki atölyede. Vakit olsa sabaha kadar da sürerdi çalışma isteğimiz . Özlemişiz birbirimizi. 

Birde ortaya çıkan ürünler öyle hoş oldu ki. Bunun siparişin sahibi ile çok ilgisi olduğunu deneyerek öğrendim. 
Bazı siparişler bi çırpıda bitiverirken , bazıları sürünüyor günlerce. 
İlham gelmiyor, malzeme eksik çıkıyor, üretme hevesi olmuyor, erteliyorsun sürekli. Bu o kişinin enerjisi ile çok alakalı .
Ama sıkboğaz etmeyen , size bırakıyorum diyen , ve emeğinize değer verip saygı gösteren insanlarda işler tamamen rast gidiyor. 
İşte dün de aynen böyle su gibi geçti Zaman. Herkes Mutlu döndü evine. 

Bende de sanırım boş duramamaktan hastalığı oluşmuş. Şöyle hiç bi işle ilgilenmeden 2.80 uzanıp salamıyorum kendimi. 
Hep yapacak bi işim varmış ta , yapmayı unutmuşum gibi hissediyorum. Boş durmak Zaman kaybı gibi geliyor . 
Ama beden tabiki istirahat istiyor. 
Bu yıl biraz daha yoruluyorum eskiye nazaran.
Sanırım yaşın 40 a bir iki tık kalmasıyla orantılı bu durum. 

Eskiden avm yada giysi pazarı , yada çarşı turu isterdim haftada bi kez en az. Şimdi avm elektriği, pazar kalabalığı , yol ve trafik gerginliği istemiyor bünyem.


Doğaya, sessiz sedasız be yalnız vakit geçirmeye ihtiyaç duyuyorum. Öyle yemyeşil çimense karşı tek başına 4-5 saat hayal kurabilirim mesela. Böyle dinleniyorum sanırım. 
Yükses ses, gergin ortam, gereksiz sohbet, mış gibi yapan insanlar, imalı cümleler, kaprisli insanlar, yığın trafik. Aniden yükselen bir müzik, sitemkar konuşmalar, bi yere yetişme stresi. zamanla yarış, kuaförde beklenen zaman,
Bir şeyi iki üç kez tekrarlamamı gerektiren davranışlar... Bunlar tahammül sınırlarımı zorluyor artık. 
Hepsine arkamı dönüverip, kulak tıkayıp, şarkı söyleyesim var. 

Birde Mutlu olduğum zamanlar var ki, 
Evde tüm işimi bitirip sakin ve sessiz örgü örmek, akşam eşim ve oğlumu çaktırmadan izlemek , onlar için değişik yemekler tatlılar yapmak, atölyemde hafif bir müzik eşliğinde tasarlamak, planlamak ve uygulamak , öğrencilerle aynı frekansta buluştuğumuzda yaptığımız sohbetler,
Annemlerde gidip çocuk olduğumu hatırlamak, eşimin dizinde uyuyakalmak,keçe dersleri vermek, eski fotoğraflara bakmak, gelecekte yaşamak istediğim yeri zihnimde canlandırmak, döşemek, bahçesinde geçireceğim vakti düşlemek , Velilerim ile yaptığım kurstaki sohbet ve üretmelerinin mutluluğunu izlemek, renklerle uğraşmak, battaniye örmek, uykum gelmeden yatağa yatıp , hayal dünyama Zaman ayırmak, ve hiç vazgeçmediğim şey yazmak... 


Başkalarını Mutlu etmenin ne büyük bi haz olduğunu herkesin tatmasını isterdim. 
O zaman dünya , birbirini öldürmek için savaşanlardan ziyade, birbirini mutluvetmek için yarışanlar ile dolu olurdu belki . O çok güzel bir haz. 

Büyüyorum hala, bazı şeyler değişiyor , beklentim, isteklerim,,hayallerim değişiyor , sadeleşiyor, arınıyor. 
İçimdeki kötü ve negatif tüm duygulardan arınabilmek, su gibi saydam bakabilmek, kızgınlık, kin, öfke , üzüntü gibi olumsuzları kendimden milyon yıl uzağa taşımak istiyorum. Şeffaf , Ilık, sakin bi hayat benim beklentim. 
Hedeflerim değişyor, ana yoldan patikalara geçmek istiyor ayaklarım. 
İçimdeki dünya yetiyor bana. 
Deli bi yer var derinde. Uçuk kaçık biri oluyorum orada. Kimlik ve rollerimin olmadığı benin merkezi orası. 
Günlerce aylarca yazabilirim orasını.
Bitecek gibi değil. 
Hani milyon tane dilek Fener'ini gökyüzüne salarsınız ya , ışık ışık dolar taşar gökyüzü. Öyle işte... Kelebekler vadisi gibi bir yer, ve ışık ışık bir gök. Arasında ben. 
Gözlerimi kapamak kadar yakın. 
Anlayabiliyor musunuz? Yada anlatabiliyor muyum bilmiyorum ki.
Değişik işte. Ayrıntısı çok, rengi çok, coşkusu tavan, duygusu tarifsiz bişey bu. 
Hep aşık yaşamak gibi, her daim dizlerin titriyor gibi, her an uçuverecekmiş gibi. 
Bu enerjiyi, bu güneş yutmuş hallerimi araştırdım. 
Hipnozu denedim, doktora gittim hormon testi yaptırdım acaba fizyolojik olarak aşırı MUTLUKUK hormonu mu üretiyor bünyem diye.
Anormallik yok .
Neredeyse kendimi bildim bileli böyleyim. 
Şikayetçi miyim? 
Tabiki hayır., sadece kökenini merak ediyorum.
Az çok buldum ipin ucunu.. Takipteyim, bakalım ucu nereye varacak? 
İçimdeki yolculuğum , şimdiye kadar gördüğüm tüm manzaralardan daha güzel şeyleri seriyor gözlerimin önüne
Şanslı hissediyorum kendimi . 
Ve durmaksızın şükrediyorum. Yaşadığım ve hissettiğim her şey için. Tüm kelimelerimin kaynağı için. 
Yine duygu olarak yoğun bir günün sonunda bunlar döküldü kalemimden. Seviyorum sizi. Öperim göz kapaklarınızdan. 






1 yorum:

  1. Elif hanımcım yıne çok güzel yazmışsınız.bu yazıyı yazalı neredeyse 10 gün olmuş ve benim gibi sıkı bi takipçi okumamış.çok büyük kayıp.:)
    çok güzel yazıyorsunuz.sanki benim içimden geçenleri okuyorum ve çok mutlu oluyorum..bi insan diğerine neden zarar vermek isterki şu 3 günlük dünyada.hep birlikte güzelce paylaşarak yaşamak varken..

    YanıtlaSil