GEL KATIL BİZE :)

30 Ağustos 2017 Çarşamba

YÜN KEÇE İLE PANO YAPIMI

Yıllar yıllar önce keçe ile ilk temasım yün keçe ile olmuştu.
keçeye başlama hikayem aslında çok özel. onu da ayrı bir post olarak yazarım size.
yün keçenin kokusu dokusu bana ortaokul ve lise yıllarında halk oyunları ekibinde oynarken giydiğim kostümlerin kokusunu hatırlatır.işte bu yüzden ayrı bir severim keçe ve antika kokusunu.
antikacılara girip çıkmışlığınız varsa bilirsiniz. sandık kokusu gibi kokar o tür dükkanlar.
bende antika severim, eski severim...





ham keçe ile 2000 yılında  başlayan serüvenim hala hevesle devam ediyor.
ama yıllar geçtikçe ve talep sentetik keçeye yöneldikçe ham keçe ile vedalaşıp istek doğrultusunda ilerlemiştim.
ancak nerede yün keçe görsem , bana göz kırparak çağırıyor gibiydi.
Bursaya workshop için gelen Fatma Hanım ile bu işe tekrar ucundan kıyısından bulaşmaya karar verdim ve Hayat Ağacı Atölyesinde yapılan çalıştaya katıldım.






Daha başlarken harika renkleri beni cezbetti bile.
Sonra uygulama tekniğinin ne kadar zevkli olduğunu görünce ,
bayıldım bu kasnak panoları yapmaya.
Bir kaç saat nasıl hızla geçti anlatamam.


Keçe İğnesi dediğimiz ince uzun bir iğnesi var.
Kullandığımız keçeler doğal keçe.
Ancak Nako Keçe veya Kartopu Keçe de kullanabilirsiniz.
Eğer denemek isterseniz iğneleri yedekli alın derim.
Bazen sert bir vuruş iğneyi kolayca kırabiliyor.
Yün keçelerde hangi renkleri alacağınıza karar veremezseniz,
deniz , toprak, gökyüzü, güneş, ağaç  gibi temaları düşünerek hareket etmenizi öneririm.
bir de  ten rengi olmazsa olmazımız.




Fatma Hanım çok iyi bir öğretici.
İşini zevkle ve severek yapıyor gerçekten. enerjisi de çok güzel. birde naif.
Öğretmekten zevk aldığı belli.



kalın keçe zemin üzerine manzara çalıştık biz.
Önce gökyüzü ile yer yüzünü ayıran bir çizgi belirledik.
sonra zemine yeşil, göğe maviyi döşedik.
Keçe iğnesi ile tıktıkladık.
sonrası aslında hayal gücünüze kalmış.



güneş kuşlar, ağaçlar, çiçekler, dağlar,kırmızı bir mantar yaptık...




birde kitap okuyan cüce koyalım dedik.
Tüm manzara kolaydı da cüce yapımı biraz detaylı ve el becerisi gerektiren bi objeydi.
Onu da keyifle tamamladık.



Panomuzu keçelemeyi bitirince, eskilerin un eleği olarak kullandığı tel kasnak içine oturttuk .



Hem yuvarlak bir form olduğu için,estetik ve sıra dışı oldu,
hemde asmak için ayrıca bir halka takmaya gerek kalmadı.
Birde keçenin doğal yapısı ile ahşap sıcaklığı birbiri ile özdeşleşti.
Tahta keçeye çok yakıştı.
Dilerseniz farklı formlarda da çalışıp çerçeve yaptırabilirsiniz tabii ki.



Bu tekniği öğrencilerime de öğreterek, hayalindeki resmi keçeleyerek yapmalarını istemek harika bir fikir olmaz mı?

Bu havalara uçma hali , yeni bir şey öğrenmenin verdiği mutluluktan.
Bir işi daha başarmanın hazzı ile , becerilerim arasına bir yenisini daha katmış olmanın verdiği huzur.


Kurs bitiminde anı fotoğrafı çekmeyi de unutmadık tabi.
Böyle becerikli ve girişimci gençleri gördükçe , gelecekten umudum artıyor.
el emeğinin , sanatın, değeri veriliyorsa bu gençler teşvik edilip destekleniyorsa, ne mutlu...

Çocuklarında rahatlıkla yapabileceği bir çalışma olduğu için anne coçuk etkinliği halinde de düzenlenebilir.


Kurs sürecinde, öncesinde ve sonrasında, harika ev sahipliği ile bizleri ağırlayan Hayat Ağacı Atölyesine, taa uzak diyarlardan bize malzemeleri taşıyan Fatma Hanım'a,sabırla öğrettiği, bildiklerini aktardığı için çok çok teşekkür ederiz.
aklımda binbir çeşit pano yapma fikri var. Ama oradan oraya koşturmaktan henüz zaman ayıramadım.
Yapar yapmaz aşamaları ile sizlerle paylaşıcam..
Öperim göz kapaklarınızdan.
Tatilin keyfini çıkaralım.
az kaldı ders zilinin çalmasına.
Sonra maraton başlıyor.
Ama inanıyorum. Harika bir yıl bizi bekliyor...

29 Ağustos 2017 Salı

HAYATIMIN PASTASI VE SÜRPRİZ DOĞUM GÜNÜ


Neredeyse bir yıl olacak.geçen yıl harika bir doğum günü süprizi ile beni şaşırtan dostlarıma teşekkür ederim.

Bildiğiniz üzere inat ve hırslı bi ekim kızı, tüm özelliklerini taşıyan bir Akrep burcuyum.
Öyle süslü , gösterişli her şeyi severim.
Bu pastayı internette görüp benim olmalı diye iç geçirmiş , aynı oranda hayran kalmıştım.
Facebook'ta bu pastayı paylaşıp , bu yıl için pastamı buldum yazmıştım. 

sevgili dostum  Ayşe Aktaş , Bursamızın markası haline gelen Nevale'de bu harika pastayı yapmış , ve yakın dostlarıma haber verip süpriz doğum günü düzenlemiş.



Yüz ifademden sanırım ne kadar mutlu olduğumu görebiliyorsunuz.
pastanın şahaneliğine mi, yoksa masada toplanmış dostlarıma mı sevinsem bilemedim.
sanırım en güzel doğum günü süprizimdi bu.




dikiş makinesi ile makası , kumaşı ile makarası, iğne yastığından danteline kadar beni bu kadar güzel yansıtabilirdi.


hep çok şükür ediyorum etrafımı saran güzel insanlar için.
sevilmek büyük bir nasip bence.
çok şükür ki yüreği güzel, niyeti iyi, güzel bakıp güzel görebilen insanlar ile dolu etrafım.
insanin imdat dediğinde koşacağını bildiği dostları olması ne büyük bir güven veriyor insana.


ben inanıyorum birlikte çok daha güçlüyüz.
birbirimizi daha iyiye ve daha doğruya sevk etmek için varız.
daraldığında ferah nefes aldırabilen,
karamsarlığa kapıldığında aydınlık bir bakış açısı gösterebilen, düştüğünde kaldırabilen,
ağlarken güldürebilen,
her şeyden önemlisi
SEN ÜZÜLME , BEN VARIM 
diyebilen insanlar olsun hayatınızda.



ben bu fotoğrafların çekildiği gün o kadar mutluydum ki,
kendimi özel ve değerli hissetmenin ne kadar iyi geldiğini anlatmam mümkün değil.


herkesin yüreğinin ve niyetinin ekmeğini yediğini düşündüm her zaman.
içinde kötü niyet barındırmayan insanların er geç hak ettikleri yaşamı ve değeri yaşadığını gördüm.


hayata iyimser tarafından bakıp, yaşama tebessüm edersen, hayatta sana gülümsemeyi öğreniyor.
etki tepki prensibi giriyor devreye bence.



dilerim ki yüzünüzü güldürenleriniz bol olsun.
sizi mutlu etmek için çaba harcayanlarınız bol olsun.
yüreğinizi görebilen ve sizi olduğunuz gibi sevebilenleriniz bol olsun.
her yanlışınıza, her hatanıza,
sevmediği her huyunuza rağmen arkanızda durmayın tercih eden ve sizden vazgeçmek için bahaneler aramayan sevenleriniz olsun.




bence her insanı ehlileştiren, sakinleştiren, iyi yürekli yapan, iyileştiren tek şey sevgi...
koşulsuz ve şartsız sevgi.
ne başarısız olman, ne hata yapman, ne beni kırmış olman, ne istediğim gibi biri olmaman sana olan sevgimi değiştiremez.
ben seni her halinle seviyorum ve bu asla değişmeyecek deseler, kimse ile kıyaslamadan, beklenti ve çıkarlarına göre kategorize etmeden, bahaneler aramadan sevebilse herkes birbirini ne güzel olurdu dünya...



hepimiz bazı şeylere kırılıyoruz, alınıyor ve güceniyoruz. bazen bir kaç adım geri çekiliyoruz.
konuşmak ve çözmek yerine mesafeler koyuyoruz.
eğer karşınızdakini gerçekten tanımak isterseniz,
özüne inebilirseniz,o kişinin yaşanmışlıkları yüzünden böyle davrandığını , kasıtlı olmadığını anlayabilirseniz,
sevmekten ve yanında olmaktan vazgeçmiyorsunuz.
insan olmak hata kusur aramayı değil , ayıbını eksiğini örtmeyi gerektirir.
hiç bir şeyin tesadüf olmadığına inandığım şu üç günlük dünyada, yollarımın kesiştiği herkesi sevgiyle kucaklıyorum.
iyilerinde , kötülerinde bana bişeyler öğretmek için hayatıma entegre olduğuna inanıyorum.
bazılarına tecrübe diyorken, bazılarına dost diyoruz.
ve dostlar iyiki varlar...
bazen bir kucaklama, bazen sırtınızı sıvazlaması yetiyor.
uzakta ise bir telefonu, geçecek deyişi, sakin ol telkini iyi geliyor.


dostlarım , iyi ki varsınız. 
varlığınız benim için büyük güç...
içimdeki sevinç ile yüzümdeki gülümsemenin kat ve kat size yansımasını diliyorum...
sizi seviyorum....



28 Ağustos 2017 Pazartesi

MAVİ HUYDUR BENDE ...


Sen de özgürlüğün rengi,
ben diyeyim engin denizlerin rengi.
nedensizce seviyorum maviyi.
birde eski olan şeyleri seviyorum galiba.
hani ruhu olan , yaşanmışlığı olan şeyleri. 



Bu emaye kaplar ve demlikler bana çocukluğumun mirası sanki.
kuzine üzerindeki güğümler,  su damlalarının  kızgın soba ile temas ettiği cıs cıs sesler, çaydanlık tıkırtısı, kızarmış ekmek kokusu,
odun ve kül...
o zaman soba kovası değiştirmek ne kadar dert gibi görünse de şimdi o samimiyeti, soba başı sohbetlerini , odun ateşi ile pişen kestaneyi, kuzine fırınında pişen börekleri özlüyoruz.




yaş aldıkça geçmişe duyulan özlem artıyor bence.
yalnızlaştık.
soba yana odada yaşardı tüm ev halkı. birlik beraberlik hakimdi.
şimdi herkes kendi odasına çekiliyor.
evdeki üç birey sayılı zamanlarda bir araya gelebiliyor.
birde çalışan anne ve baba varsa....
üzerine birde sosyal medya ile akıllı telefonlar eklendi ki, aynı odada olsan da ne çare.
yüz yüze bakılmadan geçiyor saatler.


mavi diyordum bak nereye geldik şimdi?
ben diyorum ki,
deniz kenarında bir ev hayal ediyorum.
mavi beyaz ve ahşap renginin buluştuğu,bahçesinde ortancalar açan,
ulu ağaçların gölgesine yaslanmış bir ev.



içindeki her nesne özel olsun istiyorum. emek verilmiş ,hikayesi olan, sevgi ile üretilmiş.
kanaviçe yastıkları,
el oyması aksesuarları olan.


anneannemin babaannemin tabaklarını, annemin çeyizlik fincanlarını, dantellerini barındıran.,
dokusu ve kendine has kokusu olan bir ev.


tel dolabı, kahveci taburesi, gaz lambası olan bir ev.
eski zemin fayansları,
mavi ahşap panjurları olan bir ev.


ah o döküm masa ve sandalyeler...
yerinden kalkmayan bahçe takımları...


ekoseli mutfak bezleri,
duvarda asılı kumaş çatal - kaşıklık...


eski oymalı kapıları,
kireç tavanları,
balkonda asılı mısır koçanları, mor soğan salkımları...


bahçede akşam sefası, fesleğenler boy boy...


bir kaç kırlangıç yuvası duvarda...
duvar çatlağından boy vermiş bir kaç dal yeşeren tohum...


yakında lavanta bahçeleri,
o bahçelerden esen rüzgara karışan keskin koku.


akşam üzeri bahçeyi sulayan fıskiyelerin sesi.
taze çim kokusu...


eylül ayında salça kokusu, ocakta kaynayan çilek reçelinin davetkar köpüğü,
sac üzerinde pişen hamurlar ve taze erişte,
terasta kuruyan domates, patlıcan,
ipe dizilen ince uzun biberler...


bahçede yakılan lüks lambası,
akşam çayı ve yanında susamlı kek,
komşu ile kapı önü sohbeti,
hafiften üşüten rüzgar,
sabaha karışan iyot kokusu,
deniz kumu...


şallar, peştemallar, desen desen şile bezi elbiseler...


gün batımının her akşam değişen efsanevi renk gösterisi..


elimde hep yarım bi el işi, bi örgü, bi dantel, bi oya...


denizin kenara kadar getirip bana sunduğu deniz kabukları, tahta parçaları, pürüzsüz taşlar,
aşınmış cam parçaları...
yaşamın tüm telaşından uzak, saatleri kurmadığımız,
zamanla yarışmadığımız,
bir kap taze fasulye, bi kase cacıkla,
biraz simit biraz peynirle,
ama sakinlik ve dinginlik içinde geçen bir yaşam...
yanımda en sevdiklerim,
sağlıkla, huzurla, anlayışla,
sevgi , fedakarlık ve vefa ile 
göz göze, diz dize bir hayat...
her sabah maviye uyanıp,
grup renkleri ile güneşi batırdığımız,
rüzgar çanı şıngırtısı ile uykuya daldığımız,
mutlu bir ev ..
hayalimde her gün bir odasını döşüyor, her gün hayali bir bitki ekiyorum bahçesine.
yoldan geçen komşuların ellerinde pazar arabaları, benim evimden ise dikiş makinesi sesi yükseliyor.
bahçe masama rengarenk örtüler  dikiyorum mesela...
ne iyi oldu bak, iyiki geldiniz hayalime ortak oldunuz.
belki bir gün o evin bahçesinde birlikte çay da içeriz...
delidir yüreğim,türlü çeşit senaryolar yazar her gün bana.
ben hayalini kurarken bile mutlu olurum.
inanırım bir gün gerçek olacak.
ne düşlediysem oldu çok şükür..
bak görürsün o bahçede çay içeceğiz seninle.
itersen kahve de yaparım bakır cezvede...

EL NAKIŞI YAPALIM MI?




El nakışını pek severim eskiden beri. Kendi kendime denemişliğim de vardır. Saçımı boyatırken pantolonuma saç boyası sıçramıştı. Bende canım pantolona kıyamayıp üzerini elde işlemiştim. Ondan sonra da daha bi keyifle kullanmıştım. 
Vardır öyle aldığım ve zamanla değiştirdiğim giysiler. Birde defolu ürünleri beğendiysem kesin alırım, defosunu bi şekilde kapatacak bi icat edinirim  kendime.  

El bakışında bir çok teknik var tabi. Bende bilmiyordum bir çoğunu. Sevgili Zeliha Hanım Atölyemize gelene dek. 
Tohum işi, rokoko, zincir dikiş vs ....
Öncelikle deseni kaba taslak çizdik kurşun kalemle belli belirsiz. 


Nereye çiçek, nereye dal , nereye yaprak yapacağımızı belirledik. Sonra başladık işlemeye. 


O kadar keyifli ki... 
Eline aldığın zaman bırakamıyorsun. 
Ben zaten el işini çok seviyorum. Birde yeni birşey öğreniyorsam pekiştirmek için ısrarla devam ediyorum. 
Yapabildiğimi gördükçe daha bi istekli oluyorum doğal olarak...


Broşlar, kolyeler, kasnaklar...
Aslında daha pek çok şeye uyarlanabilir. 
Mesela lekeli bir kıyafete, gömlek yakasının sivri uçlarına, kot ceketin ceplerine ...
Bir bluzun kol manşetine...



Yada hediye edeceğiniz birine güzel bir mesaj vermek için. 
Yeni doğan bebeğin odasının duvarına, ilk battaniyesine...


Çok çeşitlenebilir... sizin hayal gücünüze bağlı.  
Tabi pinterest bu konuda derya deniz...


Biz atölyede Zeliha Hanım (@z_canaysu )sayesinde hem kolye , hem kasnak yapmayı öğrendik. 
Fay denilen bir kumaş türüne işledik. 
Kullandığımız ipler batik yapılmış gibi ebruli iplerdi.
Ebruli ip kullanınca güllerde tonlamalı oldu. 


Bu fotoda nasıl çizdiğimizi görebilirsiniz.



Ben hevesle bir çırpıda bitirdim. Birde adımı yazdım. 


Diğer katılımcı arkadaşlar kolye çalıştılar. Hepsi ayrı güzel oldu. 
Son foto sevgili Elife ait. (@dogruhome)
Tabi aklımda milyon fikir var nakışla ilgili. 
İlerleyen günlerde aklımdakileri uygulayabilirsem sizlerle zevkle paylaşırım. 
Şimdilik müsade.  
Mutlu bayramlar diler , göz kapaklarınızdan öperim.